Riga Büyücüsü Mikhail Tal

Riga Büyücüsü Mikhail Tal

Aybar Karaçay Yorum yapılmamış

Tüm büyük sanatçılar gibi (sadece erkekler kasıt) çirkin, sağ elinde sadece üç parmak var.

Tüm büyük sporcular gibi sigara, içki ve uyuşturucunun (sonuncusu doktor kontrolünde) dibine vurmuş.

Bunlar sadece gerekli şartlar elbet… Peki neçün Tal “the one and only”?

Dünya satranç şampiyonu Botvinnik’in Riga ziyaretinde bir gün kaldığı evin kapısı çalınır; kapıyı Botvinnik’in eşi açar. Koltuğunun altına bir satranç takımı sıkıştırmış 12 yaşında bir çocuk dünya şampiyonuyla oynamak istediğini söyler ciddi ciddi. Ama cevap merhametsizdir: “Botvinnik uyuyor!”

O çocuk 12 yıl sonra (1960) dünya şampiyonluğu unvan maçında Botvinnik’in karşısına çıkmaya hak kazanır ve ilk defa karşılaştığı şampiyonu devirerek unvanın sahibi olur: 12.5 – 8.5

Bir yıl sonra kaybedip unvanı geri verse de ne gam!

Kısa bir ömür, sürekli ağır hastalıklarla mücadele.. Hatta fazla acı çekmesin diye doktorlar bir miktar morfin de veriyorlardı zaman zaman. Ama o en iyi ilacı bulmuştu: vodka!

1962 yılında Curaçao’da turnuvayı hastalığı sebebiyle 22. turda bırakmak zorunda kalır. Fischer’in ziyaretinden bir görüntü

İsmi etrafında yayılan sayısız hikaye, macera.. Şaşırtıcı bir şekilde bu inanılması güç hikayelerin çoğu doğru! Dünya şampiyonu olarak Riga’ya dönüşünde halk içinde bulunduğu otomobili kaldırarak bir süre taşımış (günümüzün hafif otomobilleri gibi değil, o dönemdekiler tank gibi).

Burnundan kıl aldırmaz birçok büyükustanın tersine fırsat bulduğunda amatörlerle de oynar, tam bir halk kahramanı. Nereye giderse gitsin paraya ihtiyacı olmaz.

Konu satranç ise fotoğrafik hafızası var: bir satranç dergisini yarım saat kadar okuduktan sonra tüm oyun ve analizleri bir daha unutulmamak üzere hafızasına aldığı söylenir (şampiyonlar arasında Alekhine’in de müthiş bir fotoğrafik hafızaya sahip olduğu bilinir).

Ama başka konularda: Yurtdışı müsabakaya katılacak takımın kafile başkanı ya da kaptanı olan Kotov büyük bir hata (!) yapar ve tüm pasaportları Tal’e emanet eder. Tamamiyle karşıt karakterler: Tal’in ümitsiz savrukluğuna karşın Kotov delilik derecesinde düzenlidir. Tal geçici olarak pasaportları kaybederek Kotov’u çılgına çevirir. Pasaportlar bulunduktan sonra Kotov artık kimseye güvenemeyecektir: artık herkes kendi pasaportunu saklayacak! Çok geçmeden Tal pasaportu tekrar kaybeder. Kotov bu kez o kadar kızgın değildir. Alaylı bir ifadeyle Tal’e bir ders verir: “Pasaportuna dahi sahip çıkamıyorsun. Beni örnek almalısın. Bak… Benim pasaportum daima güvenli bir yerde!” Kotov cebinden pasaportu çıkarır. Ama Kotov’un elinde tuttuğu pasaport kendine değil Tal’e aittir. Tal’in kaybettiği pasaportsa Kotov’undur.

Aynı itibar yurtdışında da geçerli: galiba takımlararası bir müsabaka için Yugoslavya’ya gidilecek. Son anda fark edilir ki Tal uçak biletini kaybetmiş. Rica edilir ve Tal ismini duyan görevli büyük bir memnuniyetle büyükustayı uçağa kabul eder. Girişte pasaport da yok olur(!) Ama efsanevi Tal ismi bütün kapıları açmaktadır, pasaporta ne gerek!

Lakaplarından bazıları: “Riga Büyücüsü”, “Kuyrukluyıldız”, “(S)ex-Champion” (sonuncusu ile ilgili olarak şunu söyleyebilirim: bu çirkin ve hasta adama kadınlar büyük ilgi gösteriyor, hakedilmiş bir yakıştırma)

Satrançta oyuncular çok kabaca iki gruba ayrılabilirler: pozisyonel ve taktik. Pozisyonel oyuncular daha mükemmeliyetçilerdir, en iyi plan/hamleyi ararlar, gereksiz risk almaktan kaçınırlar. Taktik oyuncular ise rakiplerini hataya zorlayacak kombinatif olasılıkların peşinde koşar, bu da sınırsız riski beraberinde getirir. Tal, taktik oyuncuların doruk noktasıdır.

  • Sanat eğer kaçış ise [“Ben de Schopenhauer gibi insanoğlunu sanatlar ve bilimlere yönlendiren en güçlü motivasyonun, günlük yaşamın kasvetli ve ümitsiz tekdüzeliğinden, kendi sürekli değişen arzularına vurulan zincirlerden kaçış olduğuna inanıyorum.” – Albert Einstein],

  • sanat eğer hayatımızı anlamlandıran bir katkı aracı ise [“Tüm yaşamım varoluşun tekdüzeliğinden kaçmak için sarfedilmiş uzun bir çabalamadır. Bu ufak problemler de katkıda bulunuyor.” – Sherlock Holmes],
  • sanat eğer estetiği gözetilmiş sürprizler dizisiyse [“Korkarım açıklama yaptığımda foyam meydana çıkıyor; sebepsiz sonuçlar çok daha etkileyici.” – Sherlock Holmes],
  • eğer oyunsa sanat [“Sanatı tarif etmeye mecbur olsam oyundur derim.” – Bedri Rahmi Eyüboğlu]..İşte o yüzden Tal!

“Satranç” diyor Tal “oyuncunun hem yazar, hem eleştirmen, hem de baş aktör olduğu özel bir olgudur. Bu oyunun beni en çok çeken yanı aydın kafaların çarpışması, düşüncelerin savaşı ve karakterlerin çatışmasıdır. Satranç karakter çizgilerini gösteren bir insanlık aynasıdır.”

Hayatın gerçek anlamda fiziksel acılarından, hastalıkların getirdiği ağrılardan uzaklaşmak için vodka, sigara, morfin ve en iyisi satranç. Tahta başında her türlü riski alan o gözüpek adamı korkutan hiçbirşey kalmamıştı.

“Bir böbreği yok, diğeri de yok sayılır”
“Karaciğer bitik”
“Kalp felaket durumda”
“Sağlıklı çalışan iç organı kalmamış”

Ölümünden kısa bir süre önce Tal’i gören bir arkadaşı “durumu nedir?” sorusuna karşılık “eğer dedesi yaşasaydı nasıl görünecekse öyle görünüyor” cevabını vermişti.

tal-yasli

Tal’in son günleri. Hastaneden kaçarak oynadığı son yıldırım turnuvası

Sanatı besleyen çok sayıda etken var. Çevreden gelen, tarihten gelen, eğitimle gelen, kültürle gelen. Ama büyük sanatçılar bu sayısız etkiyi minimize edip kendi iç dünyalarını öne çıkarabilenlerdir.

Pierre Mac Orlan’a göre dünya denizlerinden başınıza gelebilecek serüvenlerden daha fazlasını satranç oynarken yaşayabilirsiniz. Bu söze en uygun karakterdir Tal.

Çirkin hasta adam tahta başına oturduğunda masal kahramanına dönüşüverir; atına atlar, tehlikeli yollardan geçer, dağlara tırmanır, surları aşar, uçurum kenarlarında, alevler içerisinde canavarlarla boğuşur ve prensesi kurtarır. Tahta başına geçtiğinde kurbağa yakışıklı prense dönüşüverir.

Tal denince akla gelen şey feda elbette.

“İki türlü feda vardır: sağlam olanlar ve benimkiler.” – Tal

En babayiğit büyükustaların dahi kalp atışları karmaşık pozisyonlarda ve/veya zeitnotta 130-140’a vurabilirken Tal’in ki 60-70’i geçmezdi.

Satranç eğer spor ise yine Tal. Tal, herkesin ellerinin titrediği o son saniyelerde tüm sorumluluğu üzerine alarak son şutu sokan kahramandır, virajlara sürat kesmeden girerek önündeki pilotu zorlayandır; “extreme spor”un son noktasıdır, kimsenin tahammül edemeyeceği kadar derine iner, kimsenin cesaret edemeyeceği kadar yükseğe çıkar ve tüm bunları yaparken en ufak bir korku/çekince duymaz.

“Hayatımda bir kez bile eğlenmek amacıyla satranç oynamadım.” – Botvinnik

“Sadece eğlenmek için satranç oynuyorum.” – Tal

Anahtar Kelimeler
Tal
Kategoriler
Makaleler Tal
Bir yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir