ChessBase Nasıl Büyüdü ?

ChessBase Nasıl Büyüdü ?

FM Selim Gürcan Yorum yapılmamış

 
Önceki yazıda, ChessBase’in kurucularından olan Frederic Friedel Satranç Okulu ziyaretçileri için satranç dünyasına yön veren şirketin nasıl kuruduğunu anlatmıştı. Bu bölümde, hikayenin son bölümü ve ChessBase’in nasıl bir haber sitesine dönüştüğünü ve PlayChess’in nasıl ortaya çıktığını öğreneceğiz.
“ChessBase Nasıl Doğdu?” isimli önceki yazımda, kaldığım yerden devam ediyorum:

“Tabii, matbaa bulunmadan önce satrancın kurallarını, ilkelerini öğrenmek çok daha zordu. Sizinle aynı köyde yaşayan, ya da yaşadığınız yere uğrayan bir ustadan öğrenmek dışında satrancı öğrenme şansınız yoktu. Size birkaç oyun gösterebilirdi. Matbaayla birlikte, sizden çok uzakta yaşayan insanların da satrancı öğrenmesi mümkün hale geldi. Sonuç olarak, satrancın çalışılmasında,incelenmesinde matbaa çok önemli bir basamak. Gerçekten yeni bir şey olmadı aslında. Tabii ki, yeni ve daha güzel kitaplar yazıldı. Satranç teorisi çok gelişti; ama hala aynı kitaplarda, aynı sayfaların arasında…Birdenbire yeni bir sistem vardı elimizde.

dscf2271.jpgSatranç veritabanın bulunması ve ChessBase?in kuruluşua ynı hikayedir aslında. Matthias Wüllenweber, sistemi yaratmayı başaran genç adamla birlikte 1986’da şirketi kurduk. Matthias, programı geliştirdi. Böylece bu işe başladık. Ocak 1987’de Kasparov, Hamburg’a profesyonel rakiplere karşı saatli bir simültane oynamaya geldi. Bunu bir ay önce de yapmıştı ve yenilmişti; çünkü içlerinde büyükustaların da bulunduğu sekiz oyuncuya karşı oynadı ve maçta yenilince “Bunun intikamını alacağım” dedi ve geri geldi. Ona ilk ChessBase kopyasını, ChessBase 1.0’ı verdik. Seri numarası da: 00001. O da bu veritabanını rakiplerine karşı hazırlanmak için kullandı ve sonuç tam anlamıyla bir katliamdı: 7-1! Biraz hazırlıkla onları alt etmişti. Bu, güçlü ve önemli bir şey yaptığımızın dramatik bir kanıtıydı. ChessBase’in başlama hikayesi 1987?de böylece bitmiş oluyor.
-Peki, ChessBase’in başarılı bir satranç haber sitesine dönüşmesi, hatta dünyanın en çok ziyaret edilen satranç sitesine dönüşmesine kadar neler oldu?

-Çok yavaş ilerledik. Öncelikle, belirteyim teknolojik gelişmeler hep bizim tarafımızdaydı. Sanki, yeni üretilen teknolojilerin hepsi bizim içindi. Önce oyunları toparlamaya başladık. Bir anda disketlerin çok küçük olduğu anlaşıldı; çünkü on bin oyun vardı. Endüstri, “hard disk”leri geliştirmeye başladı. 20 MB harddisk! İnanılmazdı, çok daha fazla oyun koyabiliyorduk içerisine. Daha sonra, grafikler gelişti, bilgisayarlar hızlandı. Bir anda bize gereken hafıza alanı 200 MB’lara, 1 GB’a yükseldi. Biz de veritabanlarını daha da geliştirdik. Daha sonra , ilk satranç oynayan programı, Fritz 1’i 1991’de geliştirdik. Program oldukça zayıftı ve neredeyse her büyükusta rahatça yenebiliyordu programı. Sonradan, endüstri gelişti daha da hızlı işlemciler ortaya çıktı. Fritz de gittikçe güçlendi ve biz de programın niteliğini geliştirdik. Gelişmeler bizim için gittikçe daha elverişli hale geldi. Sonra Internet ortaya çıktı. Internet söz konusu olunca, oyunları disketle ve posta yoluyla göndermeye gerek olmadığını fark ettik. Aslında onları, İnternet üzerinden gönderebileceğimizi fark ettik. Bu, bir değişiklik daha demekti, ve bir anda her şey İnternet üzerinden yürümeye başladı. O zaman bizde bir web sitemiz olması gerektiğine karar verdik. Üç yıl boyunca sadece ürünlerimizi tanıttık ve sattık. Sonradan, insanların çok fazla ziyaret etmediğini fark ettik. İnsanların düzenli ziyaret edebileceği bir İnternet sitemiz olsun istiyorduk. Biz de değişmeye devam etmemiz gerektiğini gördük. Haber sayfası hazırlama işine de böyle başladık. Doğru reçete bizdeydi sanırım. Eğlence, mizah, espriler, tabii çok ciddi olsun istemedim. Bazı kriterlerim var bir makaleyi yayınlarken. Hemen belirteyim,  İngilizce sayfadan ben sorumluyum. Hamburg’da bulunan André Schulz Almanca sayfamızla ilgileniyor. Nadia Woisin ise İspanyolca sayfa ile ilgileniyor. Birbirimizden bağımsız çalışıyoruz; ancak bazen birbirimizden çeviriler de yapıyoruz tabii ki. Benim için esas kriter hikayenin ilginç olmasıdır. Gerçek, satrançla ilgili ve en önemlisi ilginç olması. Satranç açısından önemliyse ve sıkıcıysa yayınlamıyorum. Gerçek ve ilginçse; fakat satrançla ilgili değilse yine yayınlıyorum! Biraz mizah olması da gerekir; ama çok değil. Çok mizah olursa insanlar yoldan çıkabilir! Her paragrafta bir şaka olması intihar etmek gibidir. İnsanları uzaklaştırır. Her makalede, biraz mizah insanların çok hoşuna gidecektir. Şu anda günde 100,000 insan ziyaret ediyor. Demek ki, insanlar siteyi seviyor. Frederic ekiple ilgili bir haber hazırlamayı da ihmal etmemiş: http://www.chessbase.com/newsdetail.asp?newsid=1376 – Ö.A. )

Satranç İnternet’e Uygun Değil, Satranç İnternet’e Uygun- Playchess

-Playchess fikri nasıl ortaya çıktı? Playchess’ten bahseder misiniz?
-1991’de Fritz’i geliştirdiğimizi söylemiştim. Her geçen yıl Fritz daha da güçlendi. Bir süre sonra Fritz ile oynamak imkansız hale geldi. Birçok “öğretmen fonksiyonu” koyduk, hataları uyarması, çalıştırıcı seçenekleri vs vs. Hata yaptığınızda size doğal bir dille açıklaması, oyunlarınız analiz etmesi gibi fonksiyonlar getirdik. Oklar, tehditler,…Neyin tehdit olduğunun gösterilmesi, boşta olan taşların gösterilmesi gibi özellikler ekledik. Sonradan, bir gün de insanların Fritz sayesinde insanların birbirleriyle oynayabileceğini de fark ettik. Bilgisayarlar hep orada; ancak insanlar bilgisayarları değil insanları tercih ediyorlardı rakip olarak. İnternet de bunu yapmamıza olanak sağlayacaktı. Günün her anı, insanlar insanlara karşı, hem de dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, oynayabileceklerdi. Gecenin ikisinde uyuyamadığınızda, bilgisayarı açıp kendinize bir rakip bulabilmeliydiniz. Neredeyse, evinizde gibi olmalıydı rakipler. Onlara dokunamasanız da, görmeniz bile mümkündü. Herkes İnternet’in, insanların birbirleriyle iletişim kurabilmesi, mesaj gönderebilmesi için falan olduğunu zannediyor. Hayır, İnternet satranç için düzenlenmiş! Dünyanın her tarafından arkadaşlar edinmek, rakipler bulmak mümkün. Dört-beş yıl önce geliştirdik biz de satranç sunucumuzu. Fritz ve ChessBase vardı, yani elimizde yeterli teknoloji vardı. Biz de güzel bir sunucu geliştirmeye çalıştık ve bunu başardık. Şimdilerde daha popülerleşti. Bizden 10 sene önce başlayan bir başka sunucu vardı, ICC (Internet Chess Club); ama zamanla onları yakaladık ve onlardan hatta şu anda sunucumuz ICC’den çok daha büyük. İki yüz bin üyemiz var ve yaklaşık yüz elli milyon oyun oynandı sunucumuz üzerinde. Binlerce oyuncu sizle oynamak için hazır bekliyor. Birçok oyun aynı anda oynanabiliyor. Artık satranç oynamak çok daha kolay, özellikle de sizle oynamak için hazır bekleyen binlerce rakip varken. Zurab Azmaiparashvili’ye dün, hayır ondan önceki gün üyelik verdim. Zurab, 2,5 gündür oynuyor ve bu sürede, üstelik sadece öğlen aralarında ve akşam buraya gelip sabahın dördüne kadar durduğu süre içinde (hemen yanımızdaki Büyükusta Azmaiparashvili şöyle bir kafasını kaldırıyor, ondan sonra saatlerdir hiç kımıldamadan durduğu eski konumuna dönüyor-Ö.A.) 320 oyun oynamış. Oldukça iyi vakit geçiriyor.

cb11.jpg

Frederic Friedel, Büyükusta Zurab Azmaiparashvili’ye ünlü “Yetenek Testi”ni uyguluyor. Ünlü yetenek testini SABAH’ta da bir yazımda anlatmıştım

Biz ChessBase olarak toplam 18 kişiyiz, yani tam zamanlı çalışanların sayısı. Birçok insan ise işbirliği yapıyor. Aylık maaş almıyorlar ;fakat farklı projelerde bizimle işbirliği yapıyorlar. 18 kişinin tamamı birbirini seviyor ve herkes yaptığı işten zevk alıyor. O nedenle güzel bir atmosfer var. Tabii bir işte en iyi olmanın da verdiği bir zevk var. Tamam, bilgisayar satrancı, satranç programları dünyadaki en önemli şeylerden birisi değil, hatta görece önemsiz. Yine de en iyiyiz. Yeni fikirler geliştirmek, yeni projeler üretmek hoşumuza gidiyor. Ayrıca satrancın bir başka avantajı da dünyanın farklı yerlerinden birçok değişik ve çok zeki insanla tanışabilmeniz. İyi zaman geçiriyoruz ve sürekli yeni teknolojiler üretiyoruz. İki büyük ortak var ağırlığı olan, tabii başka küçük ortaklarla birlikte. Matthias Wüllenweber ve ben en büyük ortaklarız. Matthias, programcılıktan sorumlu. Playchess ile o ilgileniyor daha çok. O şirketi yönetmeye de meraklı ve o nedenle CEO’muz. Reklam CEO?muz da var. Chessbase’in bütün tanıtım işlemlerinden o sorumlu. Bana da danışılıyor; ancak ben işletmeci kafalı değilim. Parayı yönetmekten pek anlamıyorum. Kaotik birisiyimdir. O nedenle, ben bağlantıları kuruyorum. Zaten, birçok üst seviye oyuncuyla yakınlığım var. Hemen hepsi evimi ziyaret etmiştir hem de çok küçük yaşlardan itibaren. Judit Polgar’ı yedi yaşından beri tanıyorum. İlk kez 11-12 yaşındayken evime gelmişti. Böyle oyuncularla bağlantıda olmak önemli. Uzun süre belgeleme ve fikirlerin üretilmesiyle uğraştım. Özellikle, İngilizce kullanmanın gerektiği bağlantılarda; çünkü İngilizceyi ana dili gibi olan bir tek ben vardım. Tabii gazeteciydim aslında. Böylecek haber sayfaları başladığında ben de iyi olduğum konuya, haberciliğe döndüm. Şimdi işlerimin %60-70’i habercilikle ilgilidir. ChessBase?in de en önemli işlerinden birisi haline geldi habercilik. Haber sayfasıyla uğraşıyorum genellikle; ancak bazen belgeleme de yapıyorum. Tabii, biraz da fikir geliştirme konusunda katkıda bulunuyorum, programların bir sonraki versiyonlarıyla ilgili. Ben bir şeyler söylediğimde genellikle “Aman Allah’ım, biz bunu nasıl yapacağız, yine başımıza iş açtın” diyorlar, oturup tartışmaya başlıyoruz. Önerilerimin bazılarını yapabiliyorlar, bazılarını yapamıyorlar.

-Ne kadar sık seyahat ediyorsunuz?
-Oldukça garip. Başta oldukça fazla seyahat ediyorduk. İş görüşmeleri yapıyorduk, ürünlerimizi tanıtıyorduk. Sonradan daha az seyahat etmeye başladım. Sonra yeniden son yıllarda seyahatlerimin sıklığı arttı çünkü birçok farklı yerden davetler alıyorum. Davet edildiğim organizasyonla ilgili haber yapmamı istiyorlar. Biz haber yaptığımız zaman, çok sayıda insanın okuyacağını biliyorlar kendileriyle ilgili haberleri. Bu da sponsorlar için iyi bir şey. VIP muamelesi görüyorum, oyuncularla birlikte kalıyorum, onlarla kahvaltı ediyorum ve her anlarını takip edebiliyorum ve güzel raporlar hazırlayabiliyorum. Antalya’da bulunmamın nedeni de buydu. TSF’nin daveti üzerine buraya geldim. Bana istediğim her şeyi sağlandı, hemen yeni bir oda verildi İnternet’im iyi çalışmayınca. Burada çalışıyorum ve açıkçası oldukça verimli çalıştım burada olduğum süre içerisinde ve iyi vakit geçirdim.

cb8.jpg

Frederic Friedel ve Burcu Şaşmazel, yetenek testi sırasında.

-Bilgisayarların gelişimi ve İnsan-Makine Mücadelesi’ni nasıl yorumluyorsunuz “Makine” tarafının temsilcisi olarak?

-İlk satranç programının ne zaman yazıldığını tahmin edebilir misin?

-Bilgisayarın icadına yakın bir tarih, 1947-49 civarı? (Eyvah! Yeterince hazırlanmamışım. Turing Makinesi miydi neydi adı? Yok, ilk bilgisayar ne zaman yapılmıştı hatırlamıyorum, satranç bilgisayarını zaten bilmiyorum… Sonradan Turing’e ilişkin bilgilerimi tazeledim, bkz: http://en.wikipedia.org/wiki/Alan_Turing ve http://tr.wikipedia.org/wiki/Turing )

-Evet, ilk bilgisayarların bulunmasından beri. Hatta, ilk satranç makinesinin bulunması, bilgisayarların icadından öncesine dayanır. Çok kısa bir süre bilgisayar gibi bir şeyin üretileceğini biliyordu. Bilgisayarlar daha bulunmadan, satranç programları üzerinde uğraşılıyordu diyebiliriz. Bunun bazı nedenleri var. Yapay zekanın en önemli testlerinden birisi de satranç oynamak, hem oyunun kendisinin hem de oyunu programlamanın çok zor olması, aramanın zor olması (bir hamle yapmadan önce birkaç milyar konumu inceliyor), çok çekiciydi. Satranç, örneğin müziğe göre bilgisayarlar için daha uygun. Farklı programların çıkardığı sesleri birbiriyle karşılaştırabilir, biri ötekinden daha iyi diyebilirsiniz. Satranç çok daha kesin sonuçlara varılabilecek bir alan. Dolayısıyla yapay zeka ve ?bilgisayarın zekasını? satrançla test edilmiştir. Daha iyi oynamak ve nesnel sonuçlara varmak daha olası.

20.yüzyıl biterken, bilgisayarlar aniden bir dünya şampiyonu seviyesinde oynamaya başladılar. Dev bir bilgisayar Kasparov’u bir maçta yenmeyi başardı, ancak ilk maçı Kasparov’un kazandığını da unutmayalım. Deep Blue’nun Kasparov’dan daha güçlü olduğunu söylemek zor. Aslında, Kasparov’un daha güçlü olduğu ve sinirlerine hakim olamadığı da çok açıktır. Ona son bir maç oynama şansı da vermediler. Bununla birlikte 2001 yılında, biz Kramnik’le oynadık ve berabere yaptık. Deep Junior da Kasparov ile berabere kaldı. X3D Fritz de berabere kaldı Kasparov ile. Şimdi de 2006 yılında Dünya Şampiyonu’nu yenmeyi başardık. Artık diyebiliriz ki, bilgisayarlar en kuvvetli insan oyuncudan daha kuvvetli hale geldi. Yine de en azından bir kez daha insan bilgisayar mücadelesi anlamlı olacaktır. Eğer Dünya Şampiyonu, Kramnik ya da maç yapılacağı sırada kimse, birkaç ay bilgisayarı yenmek için hazırlanıp maçı oynarsa bir şansı olabilir. Bazı oyunlarda, Kramnik’in bilgisayarı sürklase ettiğini de gördük. Açıkça daha iyi oynuyordu. Maçı da bir büyük hata yüzünden kaybetti ve sadece bir oyunda Kramnik varlık gösteremedi. Yani bir oyunda insan makineyi, bir oyunda da makine insandan daha iyi oynadı. Bir oyunda da, çok büyük bir hata yaptı. Diğer oyunlarda genellikle insan daha iyiydi; ancak kazanamıyordu. Bence savaş bitmek üzere; ama yine de birkaç test daha gerekiyor. Makineyle karşılaşacak oyuncu gerçekten sıkı hazırlanırsa belki bilgisayarı bir kez daha yenebilir.

cb10.jpg

Kemer’deki 2007 Yaş Grupları’nda tarafımdan yayınlanmayı bekleyen yüzlerce fotoğraftan birisi daha! Frederic, ertesi sabah yola çıkacak, röportaj bittikten sonra Türkiye’deyken tanıştığı ve önceden tanıdığı insanlara veda etmek için Limra Hotel’in lobisindeyiz. Soldan Sağa: Carsten Hensel (Dünya Şampiyonu  Vladimir Kramnik’in ve Dünya Şampiyonluğu adayalarından Peter Leko’nun menajeri, Büyükus-
ta Adrian Mikhalchishin,  Burcu Şaşmazel, Özgür Solakoğlu (Ne dersiniz rsiniz Kramnik’i Türkiye’ye davet etmiş olabilir mi?) ve Frederic Friedel artık son fotoğrafı çekmemi istiyor.

-SON-

 
Kategoriler
Makaleler
Bir yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir