Yüksel Süer anlatıyor; Nevzat Süer’in satranç dışındaki yaşamı

0
314
Nevzat Süer

Nevzat Süer’in İsviçre’de yaşayan yeğeni Yüksel Süer bir süre önce bize ulaşarak amcası Süer hakkında duygu yüklü bir mektup gönderdi. 1960’lı yıllarda Nevzat Bey’in yanında kalan Yüksel Süer, o­nun satranç dışındaki yaşamını ve hayatında bıraktığı izleri anlatıyor. Yazıda aynı zamanda yine Yüksel Süer’in gönderdiği değişik mekanlarda çekilmiş pek çok Nevzat Süer resimlerini

Yüksel Süer Amcası Nevzat Süer’i Anlatıyor

Uzun süren uğraşlardan sonra nihayet ben de compüter almayi başardım. Ve daha ögrenme safhasinda iken, programcı bir arkadaşa Google sayfasına “Süer” ve “Satranç” kelimeleri koyalım bakalım birşeyler görebilecek miyiz diye rica ettim. Ve birden gözlerimizin önüne 8-10 tane adres serildi… Tabii ki sevincim sonsuz…. kelimelerle ifade edemem….

Rahmetli Peder ile Valide hanım 1958 yilinda, birbirlerinden ayrıldıktan sonra amcamın yanında, o­nun kültür ve felsefesine integre olarak yetiştim.

O yıllar… etrafımız Rum aileler ile dolu idi… İstanbul, İtalya veya Fransa gibi idi diyebilirim…

Balkonlardan akordion ve gitar sesleri sokaklara yayılırdı….

Radyolardan Arjantin tangolari, italyan, İspanyol, Küba ve Meksika melodilerini gecelerin sonsuz ve bitmez saatlerine kadar hem rum komşuların ve hem kendi radyomuzdan dinlerdik!….

Tarlabaşı semtinde oturuyorduk… etrafımız rum bakkallar ile doluydu…

Chevrolet, Plymouth, Dodge, Ford Thunderbird bu arabalara hem taksi ve hem dolmuş diye binerdik…

Pırıl pırıl idiler…. Sanki Küba’da idik…

Gece kulüplerindeki 6 kişilik 7 kişilik orkestraların çalmış olduğu latin melodiler ise…. hala kulağımdadır…

Amcam Nevzat Süer; 1960’lı yıllarda, piyanist olarak aranan ve bulunmakta güçlük çekilen yüksek kaliteli piyanistler arasinda idi…

Bunun nedeni ise kendisi  Cole Porter, George Gerschwin, Hoagy Carmichael, Mitchel Parish, Nat King Cole, Victor Young, Stan Getz, Miles Davis, John Coltrane, Georg Schearing, Harold Arlen ve daha nice aranjörlerle müzisyenlerin yapıtlarını hem kendisi dinler seslendirir ve bize de dinletirdi.  Evde ise Klarnet, akordion, piano, akustik gitar, Küba’dan getirmiş oldugu, maracaslar flüt ile beyaz ve yesil mermerden yapılmış satranç masası vardı… ki bu masanın üstünde Fidel Castro`nun imzasi bile vardi… Kendisi de Castro ile oynayip 19. hamlede kaybettigini anlatmıştı…

İspanyol ve Fransızca dergilerle  mecmualar… Agatha Christie, Dostoyevski, Gogol, Turgenyev, Puşkin  o­nlarin ve diğer yazarların eserleri ile notalar ve notalar… Askeri teğmen elbisesi, şapkası, … kuşak ve paltosunakadar orjinal sandıkta dururdu… sanki o­nlari yarın giymeye hazir gibi…. Sandık korsan sandığı gibi orjinal rengini korurdu bozulmadan… Yabancı plaklar.. ansiklopediler.. evin içersinde yürüyemez halde idik… Büyük boyda dünya haritalari, psikoloji, hukuk, edebiyat kitapları… Mareşal Fevzi Çakmak’ın, Çankaya köşkü ile ilgili hatıralarım diye bir kitabını okumak mutluluğuna erişmiştim ki.. bu kitap üç kilo ağırlığında idi… okurken insanı düsündüren sayfalar vardi…

Kendisi bizlere Fiyodor Dostoyevski için.. insan ruhunu en mükemmel şekilde tahlil eden bir yazar derdi…

“Suç ve Ceza” adli kitabında, bunun en açık bir şekilde izahları vardı ki… Bunu yazılara dökmek imkansızdır!…

Soljenitsin’ìn “Gulag Takım Adalarını” okuyun diye bizim dikkatimizi çekerdi…  Şu anda hem yazıyor ve hem de bir denizalt gibi derinlere inmeye çalışıyorum. E. Hemingway’ìn romanını o­nun sayesinde okuyabilmeye çalıştım. Key West ve Florida ile ilgili dökümanları….

Kendisi;  romantik ve horizontal bir ruha sahip idi… Ne zaman sinemalara enteresan bir film gelse, hemen giyinin gidiyoruz derdi.. Richard Burton, Liz Taylor, H. Bogart, Robert Taylor, Ava Gardner gibi yildizlari, ve daha nice yabancı filmleri kaliteli konuları ile seyretme firsatını o­nun sayesinde bulduk diyebilirim…

Zevkli bir ruha sahip idi… Ailece sinemadan çıktıktan sonra Beyoğlu’nda Banca Commerciale Italiana’nin karşısınnda olan İtalyan Degustasyon adlı restorana giderdik.. Orada seyredilmiş olan filmin konusu saatlerce tartışılırdı… Ailece sisli Bomonti Birahanesine giderdik orada politik felsefeler yapılırdı… münakaşa bile olurdu…

Bir orkestra şefi ya da General, ya da felsefeci gibi ruh tahlilleri yapardı…
Birkaç defa o yillarda İtalyan yolcu gemisinde, piyanist olarak yurt dışına gitti.
Artık o yıllardaki melodileri ve yapılan dansları ve atmosferi bir düşünün… hey gidi yıllar hey…

Çok romantik bir tarzda Diners müzik repertuarı vardı… Aynı derecede keman çalardı… Hem de klasik eserleri notaları ile beraber babam ile birlikte yarış edercesine kim nerede takılacak duracak dercesine… ne şaşırtıcı!… Esasında, keman da çok zor bir enstrümandır….

Babam ise… tekrar o yıllarda günün birinde istanbul’a İtalyan bir sirk gelmis!.. fakat sirk orkestrasının klarnetçisi birden rahatsızlanmış!.. O zamanların  (meşhur müzisyenler kahvesine italyanlar gelmiş bize son derece profesyonel derecede hızlı nota çalabilen bir türk klarnetci lazım demişler! Sadece ya bir gün ya da üç günlüğüne…

Rahmetli geliyorum demiş… Akşam sirk programına baslamis orkestra 15 kişilik bir orkestra imiş galiba…. ve birden!…. Babam bir bakmış ki… Önündeki nota ters olarak duruyor!….. Hemen anlamış!… İtalyanların mahsus yaptıklarını!… Rahmetli hiç falso vermeden ters olarak konulan partiyi ters olarak calmis! Sirk programını bitirmiş. İtalyan müzisyenlerden kimseden çıt çıkmıyor!… Herkesin suratı asık… O zaman anlamışlar karşılarında… Profesyonel ve askeri bandodan olan bir müzisyenin olduğunu….

Bu olay hep bütün müzisyenler camiasinda anlatılırdı…. Daha ne gülecek olaylar var ki, bir ay yazmakla bitmez…

Akşam olmuş… Elektriği açmadan… Satranç masası önünde.. Bir elinde şarap kadehi ve durmadan analiz üstüne analiz yapardi… Petrosyan ve Fischer`in partilerini okur o­nların oyunlarını gecenin geç saatlerine kadar oynardı…

1965’li yillarda, İstanbul Tepebaşında olan Satranç Kulübüne her gün daimi giderdi. Oradaki fikir teatileri, açıklamalar… ve unutulmaz şahsiyetler… Mübin Boysan ve oğlu Ferit Boysan, Coşkun Bey, Berç Bey, Musa Tebi Bey, bayan üyeler…. yüksek okul mezunu ve kariyer sahibi bayan oyuncular ne şaşırtıcı…

Kulüp Hotel Pera Palas’ın hemen yanında idi… Tüm ailede, satrancı yalnız kendisi profesyonel oynardı. Ailede o­ndan başka kimse başarılı olamadı.

Orduyu ya asteğmen ya da teğmen rütbesinde terketmişti.

Dedem Nuri Süer ise… Ata`nın zamanında süvari binbaşı olarak görevde imiş… resimlere bakarak hey gidi dede derim. Babam Talat Süer ise Yavuz zırhlısında ( eski adi Goben ) yani Alman zırhlısı olan yedi katlı savaş gemisinde, bando bölüğünde ordu mensubu imiş!…

İki kardeş de… çok sert asker ve asil ruhlu insanlar imişler. Aileye bakınca asker bir aile oldugu belli oluyor…

Kelimeler yazmakla yetmiyor!.. Bitmiyor!…
Duygularimi ifade etmek istedim o kadar… Hissiyat…
Bu iki insana da müteşekkirim… o­nların sayesinde, dünya müziğini ve felsefesini tanımaya çalışabildim…

Ve bugün bile dinlediğim en romantik jazz melodilerinde o­nlar aklıma gelir….
 
Süer Y.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here