Hoşgeldin Ece Ekim Yazıcı

Hoşgeldin Ece Ekim Yazıcı

FM Selim Gürcan Yorum yapılmamış

Federasyon Başkanı Yazıcı bir süredir iki heyecan birden yaşıyordu. Satranç fanatiği olarak adlandırabileceğimiz Yazıcı hem milli takımın İspanya'da olimpiyatta elde ettiği iyi sonuçları takip ediyor, hem de ailesine yeni bir satranççının gelmesini dört gözle bekliyordu! Nihayet birkaç gün önce Ece Ekim Yazıcı dünyaya merhaba dedi.

Hoşgeldin Ece Ekim Yazıcı!!
Ece hık demiş, babasının burnundan düşmüş!



Doğum ve Olimpiyat Heyecanı

Ali Nihat Yazıcı ile Ece dünyaya gelmeden birkaç gün önce telefonda konuşmuş ve Olimpiyattaki başarılı sonuçlarımızı nasıl karşıladığını sormuştuk. Ece'nin doğumu yüzünden Olimpiyatlara gidemeyen Yazıcı heyecanlı bekleyişe rağmen tüm maçları dakikası dakikasına takip etmekteydi. Bu çifte heyecanı bir de o­nun ağzından dinleyelim: o"Açıkçası, belki Ece Ekim’in doğuşunun buna rastlaması ilginç bir rastlantı oldu. Calvia’da çocuklarımla beraber mi olmak, yoksa yeni kızımı mı kucağıma almak ikilemi arasında kaldım. Ardından bu konuyu dostlarımla da tartıştım. Son üç ayda düzenlediğimiz organizasyonlarda ekip olarak çok başarılı olmamız, ekibi oluşturma konusundaki kazanımımız bana, Ankara’da kızımın doğumunda olmayı tercih ettirdi."

Yazıcı'nın aklı İspanya'daki çocuklarında…

Kendi kızının yanında.



Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır; Ebru Yazıcı

Ebru Yazıcı Mobilsoft Meteksan’da Proje Yöneticisi olarak çalışmakta. İngilizce ve Almanca’yı çok iyi bilen Ebru hanım, ODTÜ Elektronik Mühendisliğinden mezun. Aynı okulda Yüksek Lisansını tamamlayan Ebru Yazıcı, ilk kez ODTÜ tarafından başlatılan IDEA (Internet Üzerinden Sanal Internet Yüksek Lisans) derecesini de 1998 yılında ikinci olarak kazanma başarısını göstermiş. Ali Nihat Yazıcı eşini şu sözlerle anlatıyor: "Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır derler. Eşim Satranç konusunda her zman arkamda oldu. Maddi ve manevi olarak gösterdiğimiz özveride en büyük rol o­na ait diyebilirim. Eğer eşim iyi ücretle çalışan birisi olmasaydı, Federasyon Başkanlığı yapamazdım. Ne yazık ki, sponsorluk yönetmeliği gereği eşime vergi muafiyeti verilmiyor.  Satranç için büyük maddi özveriler gösterdik dört yıl süresince. Bunun nedenini anlatmak zor! Yaşamak lazım. Betül, Stefanova ile berabere kaldığında, Oğulcan ve Mustafa üçüncü olduklarında, yaşadığım hazzı, maddi hiç bir kazanımla karşılaştıramam. Sonuç olarak 70 milyonluk bir ülkenin bir sporda başarılı olması için bir şeyler yapmak ve bunda katkınız bulunması bir saplantı olabiliyor. Satrançta zayıf olarak nitelendirilen bir ülkeyi, satrancıyla dünya gündemine taşımak, idoller yetiştirmek arzusu, her türlü tatminin önüne geçen bir istek olabiliyor. Benimkisi de bu… Ülkeme, verebileceğim bir şeyi vermekten daha güzel bir ülkü göremiyorum."


"TRT'de çalışmasam aşçı olurdum."

"Satranç dışında yaşantımı sorduğunuzda vaktimin tamamını aileme ayırmaya çalışıyorum. Ben yemek yapmayı çok severim. Eğer evde zamanım olursa yemek yapmak, kızımla ve eşimle birlikte olmak beni mutlu ediyor. Ama bu konuda son dört yılda pek de iyi olamadığımı söylemeliyim. Ayağa kalkmaya çalışan bir federasyonun başkanı olmak için aile olarak büyük özveri göstermek gerekiyor. " "Yemek yapmak bence insanlara en büyük hizmet. Eğer TRT’de çalışmıyor olsaydım, aşçı olmayı isterdim. Saatler harcıyacaksınız ve insanlar bir kaç o­n dakika içinde bitecek yemeğinizi. o­nların beğenisini almak ne kadar güzeldir bilemezsiniz. 2008 Genel Kurulundan önce de size, Dünyanın en lezzetli şehriye çorbası tarifini verebilirim "

                                                   Yazıcı'dan Yemek Tarifi!

"Burada bir yemek tarifi vermeden geçemeyeceğim. Bu yemeğin adını bilmiyorum. Ama tadını biliyorum. Patates, sarmısak, yoğurt, süt, karabiber, tereyağı, tuz, ve sıvı yağa ve mini fırına ihtiyacınız olacak. Patatesleri soyup, yuvarlak şekilde sanki bozuk para şeklinde dilimliyeceksiniz. Her dilimin kalınlığı yarım parmak olacak (Tabii Ece Ekim’in pamağına göre değil, benim parmağıma göre) mini fırının tepsisini sıvı yağ ile yağlayacaksınız ama vıcık vıcık olmayacak. En iyisi bir peçeteye sıvı yağ döküp, tepsiyi yağlamak. Patates dilimlerini, yanyana tepsiye dizeceksiniz, aman üst üstüste olmasın! Sonra bir kapta sarmısağı dövüp (üç diş yeterli) üstüne sütü koyacaksınız. Karabiber ve tuzunu da göz kararı koyup bunu iyice çırpacaksınız. Bu karışıma kekik de eklesek harika olur. Sonra bu karışımı patateslerin üzerine dökeceğiz. Ama dikkatli bir şekilde amaç karışımın patateslerini üstünü kaplamasını sağlamak olmalı. Patatesler kesinlike yüzmemeliler. Zaten siz uğraşmazsanız yüzmezler. Tepsinin bir kaç noktasına yüksük büyüklüğünde en fazla dört beş dilim tereyağı koyup, tepsiyi fırına koyacaksınız. Fırın en kızgın noktasında olsa iyi olur. Bundan sonrası, pişmeyi beklemek, tıpkı milli takımı kampa sokup Olimpiyatın bitmesini beklemek gibi. Bence o­n o­nbeş dakka içinde pişecek. Ben yaptığımda öyle oluyor. Piştiğini şöyle anlayacaksınız: patateslerin üzerini kaplayan karışım iyice buharlaşacak ve patatesler kırmızılaşmaya başlayacak. Yani bir kabuk oluşacak üstünde. Hemen fırından çıkartıp yoğurtla servis yapacaksınız.



Yazıcı en büyük desteği ailesinden alıyor.

"Benim dört yıl boyunca, vicdanen rahatsız olduğum tek şey ailemi satranç yüzünden ihmal etmek oldu. Sürekli aktif bir federasyonun, bir örgütün başında olmak için bu şart. Olimpiyatlar kuşkusuz en önemli satranç organizasyonu. Benim orda olmayı ne kadar istediğim, takımın başarısı için çalışmak arzum tartışılmaz bir durum. Eşim sürekli arkamda oldu. Kızım da öyle."

2008 Türkiye 10 Yaş Bayanlar Şampiyonu Ece Ekin hazırlık yaparken

Geleceğin şampiyonu Ece Ekin Yazıcı hedefi büyük tutmuş. Rakibi Kıvanç Haznedaroğlu. Şu anda 6 yaşında olan Ece 4 yaşından beri satranç oynuyor. Öğretmeni Ahmet Tölük.

Kızlarının satranççı olmalarını isteyip istemediğine Yazıcı şu şekilde cevap veriyor:

"Kızlarımızın satranççı olmasını istiyorum tabii. Nasıl istemem? Yaşamımın büyük bölümünü harcadığım bu sporun ailemizde gelenek olmasını isterim. Ama kesinlikle Başkan olmasınlar (gülerek). İyi bir sporcu olsunlar. Bir aileye bir deli yeter!"
 
"İki kızım da ben istesem de, istemesem de bana sorarsanız satranç sporcusu olacak. Buna inanıyorum. Benim için hem o­nlar hem de Türk Satrancındaki diğer çocuklarımın geleceğinde öncelikle çağdaş, toplumda iyi yer edinmiş, sorumluluk sahibi bireyler olması önemli. Betül, Aslı, Mustafa, Kübra, Zehra, Emre ve ismini saymadığım tüm çocuklarım için öncelik bu olmalı diye düşünüyorum. Yani dünya çapında genç bir büyük usta olup, konuşmasını, oturmasını, kalkmasını bilmeyen canavarlar, yarış atlarımız olsun istemiyorum.

Yani kendi ayaklarının üzerinde durabilen, ekmeğini kazanan, ahlaklı, örnek insanlar olması, büyük usta olmalarına göre bence daha öncelikli. Tabii bu eğer başarılı ve idol bir sporcu olmayla birleşirse, o zaman bal kaymak gibi bir durum olur. Bunu da yanında bir unsur olarak önemle gözetiyoruz."



"Sürekli başarı için sürekli eğitim şart"

Yazıcı Olimpiyatlar için yapılan hazırlıkları söyle anlatıyor: "Bizim dört yıl içerisinde ilk üçbuçuk yılda başaramadığımız tek şey milli takımlarımıza iyi eğiticiler bulabilmekti. Bulduk ama istediğimiz verimi bir türlü alamadık. Bunun nedeni mali olarak tam yetkili olamamazdı. Özerk olmadan bunun düzelmesi de mümkün değildi. Özerkliğin ardından Avrupa Yaş Grupları öncesinde ve Olimpiyat öncesinde iki milli takım kampı düzenledik. Dünyanın en iyi antrenörleriyle üstelik. Sonucunu da hemen aldık. Bu arada Dünya yaş gruplarında da milli takımımızın başında Vasily Ivanchuk olacak bunu da söyliyeyim. Olimpiyatlardaki başarımız bu sonucun göstergesidir. Betül Cemre’nin, Umut Atakişi’nin veya Yakup Erturan’ın (örnek olarak bu isimleri veriyorum) eksiği olan tek şey eğiticiydi. Bunu çözünce başarının gelmesi de doğal. Ama bu kısa sürede sadece kaldıraç etkisi yaratacak bir çözüm. Sürekli başarı için, sürekli eğitim şart."

Yazıcı'ya Olimpiyattan beklentilerimizi ve hedeflerimizi sorduğumuzda şu cevapları verdi:

"1. Öncelikle takım olmak, bu ülkenin o­nurlu ve şanlı bayrağı altında oynadığımızın bilincine sahip olmaktı. Farkında mısınız bilmiyorum. Ama resimlere dikkat ederseniz sporcularımızın her maça, traşlı, düzgün bir şekilde çıktığını, yüzlerinde güven duygusu olduğunu, bu ülkenin sporcusu olmaktan o­nur duyduklarını gözlemleyeceksiniz. İlk hedefimiz, yaptığımız şeye saygı duymak. Ekip olmak ve takım olmak. Bunu kesinlikle başardık. Bu hedef aslında diğer ana hedeflerin bir aracıydı. Bir altyapısıydı.
2. Sportif açıdan olimpiyatlarda, takım olarak; tehlikeli, kimsenin karşılaşmak istemeyeceği, çetin ceviz, başladığı sıranın ELO’sundan çok daha iyi performans gösteren bir başarıyı hedefledik. Bunu açık şekilde başardık. Bizden kuvvetli takımların canını yaktık ve şu anda bulunduğumuz sıra, başladığımız sıranın üstünde. Ama olimpiyatlar 7 turluk bir yarışma değil. 14 tur çok uzun bir süreç ve bence başarı ancak 14 tur süresince zinde kalmak, ekip ruhunu korumakla mümkün. Özetlemek gerekirse, olimpiyatlardaki önceliğimiz takım olarak üst sırada yer almak.
3. Bununla kalmıyor tabi, ikincil derecede hedeflerimiz de var: Bir GM normu alabilmek, bir masada madalya kazanmak, grup içinde derece almak, Bir GM unvanı kazanmak. Ama bunlar asla ve asla takım hedefinin önceliğine yakın değil. Örneğin, bir sporcumuz madalyayı bireysel olarak garantileyen bir yüzdeye ulaşsa ve 14üncü turda oynamasa madalya kesin olsa bile eğer takım için önemliyse bunu riske atabiliriz."

"Kasparov – Kramnik maçı Türkiye'de olabilir"

Yazıcı seçimler hakkında ne düşünüyordu acaba?

"Seçimlerle ilgili olarak da bakış açım şu: Sanki seçimi kazanmışım gibi Ocak, Şubat aylarında yapmayı planladığımız müthiş faaliyetler için hazırlık yapıyoruz: Örneğin Kasparov – Kazimdzhanov maçı gibi. Şimdi diyeceksiniz ki, maç Dubai’de… O kadar emin olmayın lütfen. O maç olmazsa, Kramnik’le bu maçın galibinin oynayacağı maça talip olacağız. Diğer taraftan da seçimi kazanacak yeni Başkana Federasyonu, her şeyiyle teslim edecek gibi hassas ve sorumluluk sahibi olarak dikkatli oluyoruz."

Kategoriler
Yerel Haberler
Bir yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir