Zamanlarüstü Capablanca – “Satranç Kariyerim” Kitabı

“Satranç Kariyerim” İncelemesi (Yazan Can İnce)

J.R. Capablanca (ya da halk dilinde “Capa”) satranç tarihinin tartışmasız en önemli karakterlerinden biri olmakla birlikte, Türk satranç tutkunlarının gönlünde ayrı bir yere de sahip. Bu satranç tutkunlarından biri olarak Capa ismini duyduğumda aklıma ilk anda satranç değil; daha çok, kırlarda güzel ezgiler eşliğinde dans eden mutlu insanlara dair pastoral bir tablo geliyor çünkü pek çoğumuz -belki 1950’lerin sonlarından 2000’lere kadar memlekette satranç öğrenen her genç- için “Satrancın Esasları” kitabını Nezih Yazgaç çevirisiyle okumaları -ve usulca satranca bağlanmaları- ile dışarıdaki dünyayı, “şeylerin doğasını” ve yaşamı keşfetmeye, kendi bakış açılarından anlamlandırmaya ve nihayet hayatlarındaki her şeyi satranç üstünden tanımlamaya başlamaları aynı yaşlara rastlar.

“Satrancın Esasları” uzunca bir dönem, satranç alanında yayınlanmış çağdaş tek eser olarak kalmış, daha sonraları yazılan ve çevrilen değerli diğer bir kaç kitapla beraber, Türk satranççısının hem satranca, hem de hayata bakışını etkilemiş bir kitap. Bu kitabı okuyan kişi gerçekten Capa gibi düşünmeye ve satrancı bir ucundan da olsa anlamaya başladığını hisseder. Bu tarifsiz bir entelektüel hazdır ve satranç insanın kanına bu anlarda girer. Zır acemilikten vasat acemiliğe doğru ilerleyen oyuncu, aynı zamanda Capa’nın karakterinin bir parçasını da özümsediğinin o anlarda çokça farkına varmaz. Capa bir yandan kendi hatalarını acımasızca eleştirirken diğer yandan, yazarken bile bazı durumlarda egosunu göstermekten pek çekinmez ve örneğin Corzo ile ikinci maçını analiz ederken (Kitapta oyun no:2) “Bugün büyük olasılıkla daha iyisini yapardım ama yine de tüm şartlar dikkate alındığında iyi oynamışım ve kritik anda mükemmel bir kombinezon yaratıyorum.” diyerek tevazuyla aralarında pek de sıcak bir ilişki olmadığını gösterir. Günümüz genç ustalarının çoğunun çok daha mütevazı olduklarını da kaydederek, eskilerin yüksek egolarının bir kısmının Capa’dan “satrancın doğal bir parçası” gibi görülerek ödünç alınıp alınmadığı, üstüne düşünülmesi gereken bir konu. Elbette bu “mükemmel örnek” tek değil. Türk satranç kültüründe önemli yer tutan başkaları da var elbette (örnek maçlara geçmeden hemen önce okuyabilirsiniz) ve bunları da Capa’nın dehâsını gölgelemek için değil, bilakis, üstümüzde bıraktığı derin etkiyi betimleyebilmek için söylüyorum. Capa’nın ihtişamı, herhalde öncelikle oyunlarının bir ırmağın akışı gibi doğal olmasından gelir. Neredeyse tüm hamleleri, daha önce yazılmamış ama insanlığın ortak bilincinde bulunan bir kurallar kitabına tastamam uyan bir bütünlük ve akıcılıkta; âdetâ doğa yasaları gibi.

Efesli Heraklitos (~M.Ö 500)  “Dünyanın kendi, elementlerin kendi içlerindeki ateşle simgelenen değişimden oluşur. Böylece dünya belirli bir cevherle değil fakat değişim yasasıyla yönetilen, devamlı bir süreçle tanımlanır. Doğanın altta yatan yasası aynı zamanda insanlar için bir ahlakî yasa olarak da kendini ifâde eder.” diyor.

 

 

Rafael’in, Heraklitos ve Mikelangelo’yu tek kişide birleştirdiği ünlü resmi.



Tüm kitapları görebilirsiniz. Türkiye'nin en geniş satranç kitaplığı bizde!

Heraklitos’un satranç tarihindeki karşılığı:
José Raúl Capablanca

Bir kaç yüzyıl sonra Cicero da (M.Ö. 106 – M.Ö 43) buna “Kaynağı doğada olan ahlâkî yasaların, zamana ve ülkeye göre değişen yasalara üstün olduğu” fikrini ekliyordu. Gerçekten de, ülkelerin yasaları değişikliğe uğrayabilir ama bir çok hukukî kavram zamanlarüstüdür. Capa’nın satrancı da böyle. Bu incelemenin konusu olan kitap 1920 yılında yayınlanmış. Aynı yılda yazılmış -örneğin- bir tıp kitabı, bugünkü gelişmeler ışığında hâlâ geçerli bilgiler içerebilirse de, pek çok yerde eskimiş, hatalı ve büsbütün yanlış olduğu gösterilmiş bilgilerle dolu olabilir. Böyle bir kitabın günümüzde ancak kültürel bir değeri olabilir çünkü tıp, aradan geçen yüz yılda baş döndürücü bir hızla ilerledi. Satranç için de durum hiç farklı değil. 1900’lü yılların başında bugün kullandığımız kuram ve kavramların tamamına yakını ortaya konmuş olsa da, teknik oyun yetkinliğine dair bilgi birikimi ve açılış analizleri çok ilerlemiş; o günlerde adı bile konmamış bir çok devam yolu günümüzde tamamen incelenip bitirilmiş durumda.

Pekiyi, insanlar yüz yıl öncenin bilimsel kitaplarını -kültürel endişeler dışında- pratik amaçlarla dilimize çevirmeyi pek de yararlı bir uğraş olarak görmezken, FM Selim Gürcan’ı (ve elbette “Üstad” Serdar Çelik’i) asırlık bir kitabı Türkçe’ye kazandırma fikrine iten şey neydi?


“Üstad” Serdar Çelik ile bir anı / İSD – Ağustos 2018

Aslında bana göre bu sorunun yanıtı oldukça basit: Satrançtaki tüm ilerlemelere rağmen bu kitaptaki oyunlar, analizler ve anlatılanlar, günümüzde de büyük ölçüde geçerliğini koruyor ve ileride de değerinden yitirecek gibi görünmüyor. Bu sözler “geçmişten ve gelenekten ders almadan, temelsiz bir yapı kurulamaz” şeklinde algılanmamalı. Bu kitabın yapısı hâlâ yeni, hâlâ tâze; satrancın doğal yasalarını bugünün satranç oyuncusuna da mükemmel şekilde anlatıyor. Üstâd’ın motivasyonu, desteği ve aktif katılımıyla ilk çeviri taslağının üç gün içinde bitmesi üzerine, üreticiliklerinin tam zirvesindeyken işin 100 sayfada bitmiş olmasından rahatsızlık duyan ikili, “Ekler” adını verdikleri, kitap içinde bir diğer kitabı daha tamamlayarak, sadece dilimizde yazılmış değil, herhalde tüm dünyadaki en kapsamlı Capablanca çalışmalarından birine imzâ atmışlar. “Atmışlar” diyorum ama, aslında -di’li geçmiş zaman kullanabileceğimi zirâ kitabın son müsveddelerini, İSD’de Üstâd’ın elinde görme ve bir kısmını da berâber inceleme şansına sahip olduğumu belirterek ve Olgaçvârî şekilde kendime de hiç yoktan pay çıkarmak suretiyle girizgâhı bitirerek kitaptan örnek oyunlara geçmeden, Capa’nın -ve elbette önceki Türkçe çevirinin- Türk satranç literatürüne armağan ettiği ifâdelerden bazılarını da anmak istiyorum.

  • “Ben bu kombinezonu görmüş fakat karşı koyabileceğimi zannetmiştim.”
    (Kitapta oyun no: 37)
    FM Gürcan, bu çeviride “Oyundaki hamle, beyazlara  gördüğüm ama karşı koyabileceğimi düşündüğüm bir kombinezon yapma fırsatı veriyor” ifâdesiyle, daha doğru biçimde karşılıyor ancak hepimizin ezberinde ilk çevirideki ifâde var. Bir dönem boyunca, satranç kulüpleri ya da kahvelerde bu cümlenin bir oyun sırasında geçmediği tek gün bile bulamazdınız. Son derece ezik biçimde “tüh! Görmemişim!” demekten çok daha etkili olduğu açıktır zirâ “görmedim” demek, “ben zâten aceminin tekiyim!” itirâfıyla hemen hemen aynı anlama gelir. Oysa “elbette gördüm canım! Ancak savunma kaynaklarımın yeterli olduğunu düşündüm.” demek bambaşkadır. O anda oynanan oyunu kurtaramasa bile,  genel olarak oyuncuyu “acemi” etiketi yapıştırılmasından kurtarıcı bir kudreti olduğu düşünülür. Bu bakımdan, acemiler için bulunmaz bir retorik savunmadır.
  • “Başta Salwe olmak üzere birkaç oyuncuya karşı oynarken ben de Polonya’nın Lodz şehrinde buna benzer bir durum elde etmiş ve oyunu kazanmıştım.”
    Bu çok hin bir cümle. Bir konsültasyon oyunundan (danışmalı oyundan) söz ediyor. Salwe ve diğerleri kendi aralarında düşünüp tartıp, ortak bir hamleye karar veriyorlar. Capa ise tek başına oynuyor. Şöyle okumak daha doğru olsa gerek: “Başta Salwe acemisi olmak üzere, adlarını nezâket icâbı sorduğum, verdikleri yanıtı bile dinlemediğim bir acemi gürûhuna karşı oynayıp kazanmıştım. O kadar acemilerdi ki, Voltran’ı oluşturdular; yine de benden berâberlik bile koparamadılar.”
    Bu cümle genellikle özgün hâliyle kullanıldığı gibi, zaman zaman Lodz yerine başka bir kent, Salwe yerine de hedef tahtasına konan kişinin adı gelebilir.
  • “Bu hamle deneyimsizliği gösterir. Beyaz, benim deney ve kuvvetimdeki bir oyuncunun zararlı olsa böyle bir hamleye asla izin vermeyeceğini düşünmeli idi.”
    (Kitapta oyun no: 52)
    FM Gürcan “Sadece tecrübesizlik sebebiyle bu hamle yapılabilir. Bu hamle iyi olsaydı benim seviyemde bir oyuncunun buna izin vermeyeceğini beyazların bilmesi gerekirdi.” şeklinde çevirmiş. Biz elbette bu cümlenin de ilk hâlini ezbere biliyoruz. Ego patlamasının yaşandığı her yerde tercih edilebilir.
  • Son olarak, elbette “Bu hamle bana ilk defa Venezüella’nın kuvvetli amatörlerinden M. Ayala tarafından gösterilmişti.
    (Kitapta oyun no:50. Bu denli önemli bir cümleden doğal olarak daha önce bahsetmiştik ve bu yazıya ek örneklerden birini de hâliyle bu maç oluşturuyor.
    (http://www.satrancokulu.com/satranc-kitaplari/satrancin-esaslari/capablanca-blanco/)
    Yukarıdaki kısa yazıda FM Gürcan şöyle diyordu: “Yıllardır hep bildiğimiz şekli, çevirilerde yeralan “Bu hamle bana ilk kez Venezuella’lı kuvvetli amatör M. Ayala tarafından gösterilmişti.” şeklindeydi. “Kuvvetli amatör” ifadesi o kadar cezbediciydi ki her amatörün tatlı rüyasıydı belki de “kuvvetli amatör” olabilmek.[…] Capablanca’ya göre Ayala kuvvetli değil yetenekliymiş!”
    Kitabın İngilizce baskısında cümle şöyle: “This move was first shown to me by the talented Venezuelan amateur, M. Ayala.”
    Gerçekten de Nezih Yazgaç çevirisine itirâz ettim ancak itirâzım sadece işin doğrusunu bulabilmek adınaydı; FM Gürcan’a bu notu içim kan ağlayarak ilettim zirâ bu durum bana “senin adın aslında Can değil!” denmesi gibi bir şeydi. Bunca yıl bir kuvvetli amatör olmanın haklı gururuyla yaşamışken, bir anda hiçliğe inmiştim ve bu sarsıntıyı atlatmam vakit almıştı. Belki de bu gerçek sonsuza dek saklı kalmalı ve satranççıların düşleri bozulmamalıydı.

Türk satranç kültürünün mihenk taşlarından olan bu cümleleri de aktardıktan sonra, sizi kitaptan seçilmiş iki güzel oyunla başbaşa bırakarak bu kısa yazıyı noktalıyorum.

 

Bu yazıyı hazırlayan Ulusal Usta Can İnce, zamanın en yetenekli satranççılarından biridir. Sanat, felsefe, sosyoloji, müzik vs şeklinde ilgi alanını geniş tutan İnce, bilgisayar programcılığını meslek olarak tercih ettiğinden satrançta “Kuvvetli Amatör” unvanı ile yetinmiş ve “Güçlü Antrenör”  olmuştur. Online Satranç dersi almak isteyenler kendisine  http://www.canince.net  sitesinden ulaşabilir.


Örnek Dersleri ürün sayfasında görebilirsiniz. Satranç öğrenmek ve ilerletmek artık çok kolay!