Özgür Akman: “Sadece satrancın hizmetindeyim!”

0
353
Özgür Akman Satranç

TSF’nin başarılı Basın Koordinatörü Özgür Akman bu sefer sorulanları cevaplıyor! Göreve getirildiği andan itibaren TSF’nin sitesini sıradan bir resmi siteden, tüm dünya tarafından takip edilen bir site haline getiren Akman’ın çalışmaları çok yönlü. Akman sadece yerel haberlerle yetinmiyor; dünyadaki önemli gelişmeleri günü gününe iletiyor, Türkiye’nin ve dünyanın önemli isimleriyle röportajlar yapıyor. Türkiye’de düzenlenen uluslararası turnuvalarla ilgili ingilizce haberler hazırlayarak bunları dış basına sunuyor. Akman, son olarak Dresden Olimpiyatları’nda her gün canlı analizlere bile evsahipliği yaptı. Akman bunun dışında Sabah’ta bir satranç köşesinin de sahibi ve yurt dışındaki pek çok satranç yayınında makaleleri yayınlanıyor. Tüm bu sorumlulukları başarıyla yerine getiren genç satranç yazarı ile Satranç Okulu olarak görüştük.

Satrançseverler sizi Sabah Satranç Köşesi yazarı ve TSF’nin Basın Koordinatörü olarak biliyor. Bunun yanı sıra yurt dışında pek çok değişik yayında makaleleriniz, haberleriniz yayınlanmakta. Sizin için ilk profesyonel Türk satranç habercisi, yazarı diyebilir miyiz?

Kesinlikle! Sonuçta, 2005’ten beri bu işten para kazanıyorum ve profesyonel olabilmek için çalıştım ve kendimi yetiştirdim, hala da yetiştirmeye devam ediyorum. Tabii ki benim yanıma yeni arkadaşların da eklenmesi lazım. Nasıl artan mevcut satranç severlerle birlikte yenileri gelecekse nasıl böylece profesyonel satranççıların da sayısı artacaksa satrançla uğraşan profesyonellerin ve neferlerinin de sayılarının artmasını umuyorum….

Bu anlamda yapılan amatörce çabaları da takdir ediyorum. Sonuçta satrancı sevmenin ve satranç için çalışmanın bir sınırlaması olmamalı, rant amacı gütmeyen gönüllülere satrancın çok ihtiyacı var. Bence satranç için kafa yormak çok güzel; ama bu ilgi daha faydalı ve etkili platformlara taşınmalı.

Chessbase sitesinde, Chessvibes?da ve 64?te makaleleriniz, haberleriniz sizin imzanızla yayınlandı. Yurt dışındaki çalışmalarınızdan biraz bahseder misiniz?

Açıkçası Türkiye’nin yurt dışıyla bütün medya bağlantılarını yürütüyorum. Arjantin’den Rusya’ya kadar dünyanın her köşesinden insanlarla haberleşiyorum. Türkiye’de düzenlenen önemli yurt dışı turnuvalar arttıkça ,Türk sporcuların başarısı arttıkça Türkiye?den haber ve fotoğraf isteyenler sayısı artacak.

Chessbase ile olan malum ilişkilerim dışında (İngilizce websitesinin editörü Frederic Friedel şu anda benim kılavuzlarımın en önemlisi sayılır) Chessdom ile Avrupa Kulüpler Kupası’nda beraber çalıştık ve hatta sürekli iş teklif edecek kadar memnun kaldılar. New In Chess’ten Dirk Jan ten Geuzendam (G.Yayın Yönetmeni), Rene Olthof (editör) gibi isimlerle sıkça iletişim halindeyiz. Ayrıca 64’ten Misha Savinov ve bana her türlü yardımı yapabileceğini söyleyen Genel Yayın Yönetmenleri Mark Glukhovsky sayesinde de Rus satranç medyasıyla de ilişki içindeyim. Eğer Rusça konuşabilseydim bu katkılar daha da fazla olurdu tabii. 64 gibi bir derginin, satranç kültürünün dünyada en çok geliştiği ülkenin gazetecilerinin benim makalemi yayınlamaları gurur vericiydi. Bu Türkiye’nin dünya satranç haritasında bir yer kazanması kadar benim kişisel ilişkilerimin yardımıyla da oldu.

Ayrıca, Europe Echecs dergilerinin yetkilileriyle de yakın ilişkilerim var. Robert Fontaine arkadaşımdır ve derginin genel yayın yönetmeni GM Bachar Kouatly ile de gerektiği zamanlarda yazışıyorum. Umarım onlar da ileride Türkiye?ye sık sık haber yapmak için gelirler.

Satranç dünyasının bence en önemli gazetecisi olan ve gazeteciliğini örnek aldığım Leonxto (Leonço) Garcia ile de yakın ilişkilerim bulunuyor. Kendisiyle Dünya Yaş Grupları Şampiyonası’na geldiğinde tanışmıştık. Ayrıca İspanya, Norveç, Arjantin, Hindistan, Rusya, ABD, Hollanda, Yunanistan gibi çeşitli ülkelerden gazetecilerle sık sık işbirliği yapıyorum. Uluslararası satranç gazetecilerinin örgütlenme niyeti var ve ben de bu grupta yer alıyorum.

Akman Gurevich

Özgür Akman, Milli Takımın birinci masası Mikhail Gurevich ile

ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi okulundan mezunsunuz. Bununla beraber tercihiniz satranç yazarlığı. Belli bir satranç sporculuğu geçmişiniz de var. 1998 tarihindeki Çocuk Olimpiyadı’nda bir altın madalya almıştınız. Özellikle o dönem için bu başarı önemliydi çünkü imkanların sınırlı olduğu o dönemde bu tür başarılar bir elin parmaklarını geçmezdi. Sporculuk geçmişinizden ve neden satranç yazarı olduğunuzdan bahseder misiniz?

Benim satranç sporculuğu geçmişime çok da önemli diyemeyiz. Herhalde hayatta en kötü yaptığım şeylerden birisi  satranç oyunculuğu… Vasiukov?un bize verdiği altyapı benim satrancı sevmemi ve satranç anlamadığımı görecek kadar satrancı tanımamı sağladı! O yüzden ona çok şey borçluyum. Bununla birlikte kuvvetli bir oyuncu olduğum söylenemez.

Benim çocukken elde ettiğim başarım yoğun bir çalışmayla gelmişti ve büyük yetenek” diye adım çıkmıştı; ama arkası gelmeyince bu başarıların bir anlamı yok. Bu başarılar sistemin bir ürünü olmalı. Görece zayıf bir rakip grubuyla oynamıştım ve tabii ki iyi bir oyunculuk kariyerinin başlangıcı olabilirdi; ama sadece başlangıcı olabilirdi. Hocam Vasiukov, 2004’te Çeşme’deki Avrupa Kulüpler Kupası’nda gecenin bir yarısı beni tanıdığında ilk söylediği şey “Sen muazzam bir yetenektin; ama o son sene saçmaladın!” oldu. Saçmalamamdan kastı lise birinci sınıftayken satranççı olmak yerine nihai bir şekilde okul hayatımı tercih etmemdi.

İyi bir sporcu benim yerimde eksiklerinin farkına varıp kendisini sürekli geliştirmeye çalışırdı. Sporculukta da gazetecilikte de “Ben artık oldum!” demek kadar kötü bir şey yoktur. Evet sporcu olarak bazı başarılar elde ettim ve zaman zaman kendimden kuvvetli oyuncuları yenebiliyorum; ama başarı sürekliliktir. Satranca devam edebilmek için ruhen çok dayanıklı olmanız gerekiyor, iyi bir sportif ve rekabetçi zihniyete sahip olmanız gerekiyor. Satranç gibi acımasız ve kişiliğinizi bu kadar ön planda olduğu bir oyunda bunlar daha da önemli hale geliyor.

Peki nasıl satranç yazarı oldum? Uzun hikayeyi mümkün olduğunca kısaltayım…

Satrancı hep ciddiye aldıysam da 2000?den sonra düzenli bir çalışma yapmadım. Okul hayatıma odaklandım ve akademisyen olmak istiyordum; ama kurtuluşu olmayan satranç virüsü bana bulaşmıştı bir kere. İki kez üst üste Avrupa Kulüpler Kupası’na gittim. Bu arada satranç için bir şeyler yapmak istiyordum ve hatta Başkan Yazıcı’ya yazdığım bir mesajı hiç unutmam. Yaşanan gelişmeye katkıda bulunmak istediğimi yazmıştım, o da ne yapsın “Kendine uygun bir pozisyon düşün, hatta seni başkan yaparız ne dersin?” diye şaka yollu bir cevap yazdığını da hatırlıyorum. Yıl 2004…

İlk yaptığım elle tutulur şey Satranç Okulu’na birkaç haber göndermekti. Tabii tamamen zevkten ve karşılık bir beklemeden. 2004 yılının Süper Lig maçlarının Hatay ve Ankara ayaklarının bütün partilerini tek başıma girmiştim. (Şimdi olsa yapmazdım sanırım!)

Habertürk’te bir köşe yazmam gündeme gelmişti; ama olmadı. Daha sonra 2005 yılında elime fırsat geçti ve The New Anatolian’daki satranç köşesini hazırlamaya başladım. Çok az okunan baskısız bir ortamda İngilizce ve geniş bir köşem olmuştu. Düzenli okuduğunu bildiğim iki arkadaşım Selim Çıtak ve Alper Efe Ataman’dı! Sonradan öğrendim ki birkaç kez Suat Atalık da okumuş ve beğenmiş. Aynı gazetede her pazartesi üniversite sayfası da hazırlayınca gazeteciliğe başlamış oldum. Satrancın, oyunculuk, hakemlik ve antrenörlük dışında elçilere, neferlere ihtiyacı var. Satrancı sevdiğim için bir anda kendimi bu rolde buldum.

Alper Efe Atama’?ın, benim hikayelerim örnek olmalı. Satrancın üreten kişilere şiddetle ihtiyacı var. Sadece satrançla sınırlı kalmayacağım gazetecilikte; ama şu anda sadece satrancın hizmetindeyim!

Özgür Akman Çocuk Satranç Olimpiyatı

Özgür Akman 1998 yılında İstanbul Bahçesehir’de düzenlenen Çocuk Olimpiyatı’nda masasında altın madalya aldı. Resimde  Karpov ve Milli takım antrenörü GM Vasiukov ile görülüyor. Akman ortada. Peki sağdaki gözlüklü çocuk kim dersiniz? Bilemediyseniz cevap yazının sonunda.

Sabah’ta köşe yazarı olmak çok önemli. Bu sayede çok geniş bir kitleye ulaşabiliyorsunuz. Sabah’ta çalışmaya başlamanızın hikayesini anlatır mısınız?

Sabah’ta yazmam konusunda beni cesaretlendiren babamdır; ancak 2006’da mezuniyet ayları gelene kadar sıcak bakmıyordum. Çok büyük bir sorumluluktu ve kendimi hazır hissetmiyordum. Geçmişte Habertürk?te benden son anda vazgeçilip Feridun Öney’de karar kılınmasından dolayı bir hayal kırıklığım da vardı. 2006’da mezuniyetim yaklaşırken denemek istedim ve Mayıs ayında Sabah ile görüşmelere başladık.

Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı ve Emre Aköz zaten bir satranç köşesi olması gerektiğini konusunda görüş alışverişinde bulunuyorlarmış. Ben de Sabah ile bağlantı kurdum ve Emre Aköz’e eski yazılarımı gönderdim, o da bana gazetenin beklentilerini anlattı. Balmumcu’daki gazete binasına ilk kez Ağustos 2006’da gittiğim günü (İstanbul Festivali’nin son günü) unutmam. Deneme yazılarımı ve özgeçmişimi gösterdim ve başlamam uygun görüldü. Aslında beklenenden iki hafta geç başladım; ama çok da güzel bir tesadüf oldu. İlk yazdığım yazı, Kübra’nın ilk 16 Yaş Kızlar Avrupa Şampiyonu olduğu haftaydı, Eylül’ün üçüncü Pazar günü…O günden beri de ben çalıştığım gazeteden (en azından geçen Pazar’a kadar!) gazete de benden memnun.

Dolayısıyla yazıların yazılacağıyla ilgili en önemli rehberim de Emre Aköz’dür.  Sabah?ın köşe yazarlarından birisinin beni eleştirmesi en büyük şansım!

Benim görüşüm Sabah’ta olabildiğince objektif biçimde yazdığınız ama siz aynı zamanda TSF Basın Koordinatörüsünüz. Bu sıkıntı yaratıyor mu?

Aslında yaratmıyor. Sabah’ta o kadar rahat yazıyorum ki! Başkan Yazıcı, Sabah’taki yazılarımın işimi asla etkilemeyeceğini söyledi, söylediklerinde bir limit var mı bilemem… TSF’deki görevim beni engellememeli. “İyi bir gazeteci muhalif olmalıdır” diyen Umur Talu’ya katılmamak elde değil! Muhalifçe düşünmezseniz, açıkça soruları soramazsınız yaptığınız gazetecilik güzel olmaz. Satrancın narin imajını zedeleyip köşede her hafta birilerini eleştirmiyorum; ama gerçekleri, doğruları ve yanlışları gözlemleyip  bunları okurlarla paylaşmak da görevim..

TSF?deki görevimi de tarafsızca yapmaya çalışıyorum. Hiçbir federasyon websitesi bu kadar tarafsız; fakat bu kadar renkli bir içerikle hazırlanmıyor.  Bu iki başlılıkla iyi baş ettim; ama genç yaşımın da etkisiyle eleştiriler oldu ve yıpratılmaya çalışıldım. Yine de şu kesin: hiçbir federasyon sitesi bu kadar tarafsız olamaz. Üstelik bu tarafsızlık federasyonun kurumsal kimliğini de güçlendirir. Zaten bu düşüncelerimi beni okuyan ve tanıyan herkes bilir.

Eskiden TSF sitesi, diğer görevlilerin ekstra zaman harcayarak güncellemeleri ile yürütülüyordu. Sizle beraber basın işleri profesyonelleşti. TSF sizden sonra sıradan bir resmi site olmaktan çıktı ve Chessbase’i de içinde barındıran bir site haline geldi. Biraz da TSF’deki görevinizden bahseder misiniz? Bu kadar yoğun çalışan bir federasyonda çalışmak kolay olmamalı.

Şu anda TSF’nin websitesi dünyanın en sık güncellenen satranç federasyonu sitelerinden birisi. İçerik olarak dediğim gibi tek rakibi de ABD’nin sitesidir. Kısa bir süre öncesine kadar ChessBase, FIDE ve Rusça Chesspro’dan sonra en çok ziyaret edilen satranç haber sitesi haline geldi. Bunda benim katkım açıktır ve hem kurum içinden hem kurum dışından haksız eleştirilere uğrasam da bu açıdan kendimi çok başarılı bulduğumu söyleyeceğim. Özeleştiri yapacak olursam tek başıma çok fazla şey yaptığım için çok basit hata yapıyorum, yine de azalmalı.

TSF’deki görevimle ilgili sıkıntılarım var; ama bunlar aile içinde kalmalı. Önemli olan beni çok zorlasa da sorunlar değil bunları etkili bir şekilde çözmek. Yunanistan?daki Avrupa Kulüpler Kupası’nda benim yaptığım işleri 5 kişinin yaptığını görünce ve yaptığım işin çok beğenildiğini görünce hem kızdım hem de içimden teşekkür ettim TSF Yönetimi’ne. Aldığım eğitime göre çok düşük bir maddi karşılıkla üstelik büyük fedakarlıklar yaparak, iş tanımımı aşan görevler üstleniyorum. Tabii ki bu yıpratıcı oluyor. Öte yandan bu yoğun süreçler beni daha dayanıklı hale getiriyor ve mücadele etmeyi sürdürüyorum.

İnanması güç; ama bazen evde bazen işte gece 2-3’e kadar çalıştığım günler oluyor.  Turnuva zamanı uyuyabiliyorsam şanslı sayıyorum kendimi. Avrupa Kulüpler Kupası’nda odanın da çalışma ofisine uzak olması nedeniyle gidip tıraş olacak vaktim bile kalmıyordu. Dünya Yaş Grupları’nda son gün 25-30 farklı basın mensubuna tek başıma servis yaptım.

TSF’nin bir satranç dergisi çıkması gündeme geldi mi? Seçim döneminde eleştiri konusu da olmuştu…

Evet, seçim sürecinde satranç gazetesi gündeme geldi. Benim TSF’ye girmemin esas nedeni böyle bir gazetenin editörü olmamdı; fakat çeşitli nedenlerle bu gerçekleşmedi. Ben de kaliteli bir şey olsun istediğim için şu anda böyle bir çalışma yapmayacağımı Başkan Yazıcı’ya da iletmiştim. Zaten şu anda web sitesi bir satranç dergisi gibi çalışıyor, bence ABD Satranç Federasyonu gibi online dergi konsepti de şu anki koşullarda tutar. İçerik zenginliği dışında da dünyadaki bütün satranç federasyonlarının web siteleri arasında onlar dışında rakibimiz yok.

Seçim döneminde Mehmet Albayrak’ın Manisa ve Satranç Gazetesi’nden bahsedildi. Ben bu gazeteyi okuyorum her ay. Amatörce ve iyi niyetle yapıldığı belli. O yüzden haberlerin içinde TSF’deki websitesinde bizzat yazdığım metinlerin)  yer alan metinlerin tıpa tıp aynısını kopyalanıp yapıştırılması beni rahatsız etmiyordu. Tabii bu seçim malzemesi haline gelince çok rahatsız oldum. Siz hem amatörce kopyala-yapışır yapıp hem de “ben gazetecilik yapıyorum” diye ortaya çıkarsanız o zaman ortada ciddi bir sorun var demektir. O gazetenin mizanpajını Albayrak yapıyordur belki; ama gazetenin bütün haberlerini zaten ben hazırlıyordum! Emeğe saygısızlık yapıp sonra bunu propaganda aracı haline getirmek doğru görünmüyor bana.

Atalık

Suat Atalık biyografi kitabının sabote edildiği konusunda haklı mı?

Seçimler öncesinde forumlarda, sitelerde pek çok yazışma oldu. Benim gördüğüm Sabah gazetesindeki tarafsız yazılarınızın genelde takdir edildiği. Bu anlamda kritik bir konumda olmanıza rağmen hakkınızda olumsuz bir ifade kullanılmadı. İki ileti hariç. Büyükusta Atalık kendi hakkında yazılacak biyografi kitabının geciktirilerek sizin veya yönetim tarafından sabote edildiğini söylüyor. Bir başka yerde de kitabın çevirisini gecikmesinin tembelliğinizden olabileceğini söylüyor. Bu ifadeleri kullanırken rahatsız oluyorum ama Sabotajcı veya tembel olmak dışında başka bir cevap var mı?

Tabii ki sabotaj yapmadım. Suat Atalık’a o dönemde cevap vermemden kaçınmamın iki nedeni kitabın bitmemesi konusunda kesinlikle haklı olması ikincisi de bunu seçim malzemesi haline getirirken “arkadaşım” dediği insan hakkında bu kadar rahat suçlamalar yapabilmesiydi.

Öncelikle kitap işi daha başladığı ilk dönemde federasyonla yapılan işten bağımsız duruma geldi. Suat Bey bana “Biz bu işte beraberiz, federasyonlu veya federasyonsuz” dedi. Ben de tamam dedim ve elimde geleni yaptım; fakat daha sonra benim de açıklamak istemediğim; ama 3-4 kişinin bildiği bazı süreçler oldu. Ben bunları açıklayıp gereksiz polemiklere girmeyeceğim; çünkü yine de Suat Bey bana kızmakta haklıdır. Bununla birlikte kasıt olduğunu ve sabote ettiğimi düşünerek yanıldı.

Türkiyeénin ilk büyükustasına, Türk satrancının en önemli insanlarından birisine iş çerçevesinde saygısızlık yapmam. Profesyonelliğiyle ve oyunculuğuyla bence örnek gösterilmeli. Zaten benim gazetecilik günahları işlemem söz konusu bile olamaz. Kendisiyle ilgili yazdığım seçim yazısını kendisi eleştirdi ve köşe yazısının kişisel görüşümü yansıttığı yönünde (kimin görüşü olabilir ki?) düzeltmeler yaptı.  Kendisi beni düzeltmeye çalışırken başkaları “Sen Tam Zamanı grubunu mu destekliyorsun?” diye sordu. Sabah’taki editörlerim o yazıdan sonra beni arayıp Suat Atalık’la röportaj yapmak istediklerini söylediler (ve o röportaj ertesi hafta Cumartesi ekinde yayınlandı). Ben de onlara yardımcı oldum. Veli Ozan Çakır’ın en uzun ve en  ciddi açıklamaları benim hazırladığım köşede yer aldı. Ben  satrancı ve satranca bakışımı yazıyorum.

Suat Atalık da bir Türk satranç gazetecisi için kafasını kaşısa haber değeri taşır ve kendisiyle isterse röportaj bile yaparım – ki eşi Ekaterina Atalık’la röportaj yapmayı çok isterdim;ama benimle kişisel ilişkisini kestiği için bu hiç gerçekleşmeyecek, dolayısıyla benden sonra geleceklere hedef gösteriyorum? ; ama kişisel olarak düşündüklerim tabii ki daha farklı

Akman Polgar

Dünya Satranç basınında en bilinen isimlerden biri olan Özgür Akman, satranç dünyasının ünlüleriyle de yakın ilişkiye sahip. Resimde Akman, Susan Polgar ile. Yakında TSF’de Akman’ın Polgar ile yaptığı röportajı da okuyabilirsiniz.

Kısa bir süre önce Dresden Satranç Olimpiyatlarındaydınız. Ortamı, takımımızın sonuçlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında köşemde takımla ilgili değerlendirmeleri yazdım. Milli takım, takım oldu. Satrançta takım yarışmalarında takım ruhu olmak, satranççılara göre bile önemli değildir belki; ama farkına varmadıkları nokta şu. Eğer bireylerin kafası rahat etmiyorsa, huzursuz oluyorlarsa o zaman takımın başarıya ulaşması çok zorlaşıyor. Bireylerin rahat etmesi biraz da o bireylerin takım için oynayabilmeyi gerekirse arkadaşının hatasını örtmek için uğraşmayı gerekirse fazladan siyah oynamasını gerektiriyor. Bizim Genel takımımız çok iyi bir hava yakaladı ve çok başarılı oldu. Bence sonuç tablosuna yeterince yansımadı; ama takımın havası çok iyiydi.

Olimpiyatlar ise bir satranç sever ve bir satranç gazetecisinin olabileceği en özel ortamlardan birisi. Dünyanın en büyük satranç organizasyonu ve bence birçok şey güzel organize edilmişti. Eksikleri olsa da beğendiğim; ama meslektaşlarımın da genellikle eleştirdiği basın merkezi belki de organizasyondaki en kötü şeydi. Tanımadığım ve o güne kadar  yüz yüze görüşmediğim bütün meslektaşlarımla da tanışmış oldum.

Dünyanın her tarafından satranççılar, dünyanın en iyilerinden dünyanın en ücra köşelerinden gelen satranç aşıklarına kadar herkes aynı çatı altında hamle yapıyordu. Bütün Dresden, satrançla yatıp satrançla kalktı. O ortamda bulunmak ve çalışmak büyük bir şanstı.

Özgür Akman’ın son Sabah yazısı

Resimdeki çocuk Selim Çıtak

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here