Atalık, Röportajına Gelen Tepkilere Cevap veriyor

0
303
atalik cevap
Selim Gürcan: Röportajınız çıktıktan sonra gerek yazılı, gerekse sözlü olarak pek çok tepki verildi. Bunların bazıları sözlerinizin kötümser olduğu yönündeydi. Çeşitli forum köşelerinde yazılan bazı yazılarda ise Türkiye’deki oyunculara ve yöneticilere hakaret etmekle, megoloman olmakla suçlandınız. Sayın Dalkıran ayrıca sizi özür dilemeye davet etmiş. Aradan bir süre geçtikten sonra sözlerinizin ağır olduğunu düşünüyor musunuz?
Atalık: Hayır, ben sadece doğruları söyledim.
Zaten Sertaç Dalkıran isimli kişinin yazdıklarının hepsi yalan ve kamuoyunu yanıltıcı mahiyette. Bu konu ile ilgili gerekenleri de yapacağım.

Sertaç Dalkıran’ın yazısında bu vatan için mücadele etmemekle ve vatanı satıp Türkiye’yi terk etmekle suçlanıyorsunuz. Bu konuda ne demek istersiniz? Atalık mücadele etmekten korkan, zorluklar karşısında yılıp kolayı seçen bir insan mı?


Öyle bir insan olsam, herhalde bugün dünyanın en zor işlerinden biri olan profosyenel satrançta geldiğim yerde olmazdım. Türkiye’yi satmak son derece ağır ve yanlış tabir. Sertaç Dalkıran gibi insanların ağız kokusunu çekmekten bıktığım için 1999 senesi sonunda Bosna adına oynamaya başladım.

Megoloman olmakla suçlanıyorsunuz. Özellikle Türk satrancı kavramını sizin yarattığınız ile ilgili olarak. Bu konuyu biraz açar mısınız?
(gülerek) Bir insan pek çok şeyle suçlanabilir ama megoloman olmakla suçlanmak çok komik. Daha evvel de belirttiğim gibi, satranç konusunda uluslararası alanda benden önce ya da benden sonra üst düzeyde hiç bir netice alınmamıştı ve alınmıyor. Türkiye adına yarıştığım zaman dünyada satranç konusunda Türk adını duyuran yegane kişiydim. Dolayısıyla Türk satrancı kavramını tabii ki ben yarattım. Son zamanlarda Türkiye’den en fazla duyulan isim teknik açıdan değil, organizasyonel açıdan TSF Başkanı Ali Nihat Yazıcı . Tabii bu teknik açıdan gelen başarılarla hiçbir zaman bir olamaz.

Gençleri küçümsekle suçlanıyorsunuz. Genç satranççıların başarısız olmasını mı istiyorsunuz? o­nların başarısız olması ve haklı çıkmanız sizi mutlu mu edecek? Bu sebepten mi gençlerin başarısız olacağına dair beyanlarda bulunuyorsunuz?
Ben uzun süredir buradaki satranç topluluğunda kemikleşmiş olarak varolan ve kendileri başarı açısından iktidarsız olduğu için başkalarının başarısızlıklarına sevinen bir kişi zaten konumum itibarı ile olamam. Yalnız devamlı “cek, cak” edebiyatı yapan kişilerden sıkıldım. Gençlerle ilgili konu da bu söylediğim durumda. Her gün birileri Büyükusta oluyor. Adnan Şendur, Turhan Yılmaz gibi kişiler 2650 ratinge ulaşacağını iddia ediyor. Ama ortada hiçbir şey yok. Satranç konusunda ciddi bir yerlere gelmek etrafa ve dolayısıyla gençlere çok kolay bir şeymiş gibi gösterilmeye çalışılıyor. Dolayısıyla yediden yetmişe her türlü dimağa yanlış bilgiler sokuluyor. Henüz değil GM normu almak IM olabilen bir oyuncu bile yok.

Sayın Dalkıran’ın yazısından alıntı yaparak devam etmek istiyorum “Adnan Şendur hakkındaki eleştirine katılmıyorum. o­nu oldum olası çekemezsin! Ancak şu anda Şendur hakkında uydurduğun açıklamların benzerini senin Büyük Usta olurken şu anda FIDE tarafından tüm ünvanları silinen Romanya Federasyon Başkanı ve Ghinda aracılığı ile yaptığın dedikoduları da geliyor ama kimse bunu dillendirmiyor? Ancak şu var ki ilk iki GM normunu bileğinin hakkı ile aldığını herkes kabul ediyor. Eğer bu şekilde üçüncü bir norm almak için böyle bir yola tevessül etti isen bunun sorumlusu yine sen değil sana bu imkanları hazırlamayan idarecilerdir” Bu konuda ne demek istersiniz?
Birincisi: Sertaç Dalkıran’ın satranç mevzuundaki konumu son derece düşük dolayısıyla da bilgisiz, ve yalan söyleyerek kafalarda istifhamlar uyandırmaya çalışıyor. Şimdi Suat Atalık IM’likten GM’liğe geçerken nerelerde gereken ilk üç normu almıştır bakalım. 1988 Selanik Olimpiyatı‘nda ilk GM normunu performans normu formatında aldım. İkinci norm ise 1993 yılında Tuşnad’da oynanan Romanya Takımlar Şampiyonası’nda kazandım. Şimdi burada ilginç bir nokta var. O sırada Romanya Satranç Federasyonu Başkanı Candea idi. Şu anda ima edilmeye çalışılan Crişan ortada yoktu. Gene bahsi geçen IM Ghinda beni burada kendi takımı adına birinci masada oynamaya davet etti. Zaten tüm ligin en yüksek ratingli oyuncusuydum. Dileyenler Bu ligdeki oyunlarımı chessbase’den veya diğer kaynaklardan ROMch-T1993 isimli turnuva başlığı altında bulabilirler. Üçüncü normum ise aynı senenin sonunda Atina’daki kapalı Peristeri GM Turnuvası‘nda geldi. Gerekli evraklar tamamlanıp dosyam FIDE’nin Ünvanlar Komisyonu’na 94 yılının başında yollanıp, burada görüşüldüğü zaman, ilk normun performans normu olması sebebiyle aynı senenin Eylül ayındaki ikinci bir komisyon oturumunda görüşülmeye bırakıldı. Ama hemen o aylarda Yunanistan’daki gene kapalı Karditsa Turnuvası’nda bir GM normu daha yapınca performans normu ile elde edilmiş birinci norma da gerek kalmadı. Gene isteyenler gerekli kaynaklardan bilhassa chessbase’den bu turnuvalardaki tüm oyunlara bakabilirler. Şimdi Sertaç Dalkıran’ın neden bu konuda yalan söylemeye ihtiyaç hissettiğ ilginç bir soru. Benim hiç kimseye “Ben Suat Atalık’ı GM yaptım” dedirtemeyecek şekilde bu başarıları elde etmem, işin kolayına kaçmayı ilke edinmiş bu kişilere ağır geldi. Şimdi son olarak iki Uluslararası Usta olan kişilerin durumuna göz atalım: FM olan Suat Soylu Bakü’de yapıldığı iddia edilen Independence Day Turnuvası’na hiç gitmedi. Zaten birileri pasaport sayfalarının fotokopisini isterse olayın şekli çok rahat şekilde anlaşılır. Aynı şekilde o­ndan bir evvel IM ünvanını alan Adnan Şendur Budapeşte’de yapılan First Saturday Turnuvaları’ndan ikisinde IM normu yaptı. Yalnız bu turnuvalardan birinde iki oyuncunun turnuvanın yarısından evvel çıkması bu turnuvadaki normu geçersiz kılar. Üçüncü normda hiçbir yerde oyunları olmayan Moskova’daki turnuvada yapıldığı iddia ediliyor. İsteyenler Adnan Şendur’un turnuvalarının Moskova hariç oyunlarını chessbase’de bulabilir. Şimdi burada TSF Başkanı Ali Nihat Yazıcı’ya önemli bir görev düşüyor. Bu suçlamalardan bu kişileri kurtarabilmenin tek yolu Suat Soylu’nun Bakü’ye fizikman gittiği ispat edebilecek pasaport sayfalarını ve Bakü Turnuvası’nın oyunlarını aynı zamanda da FIDE ünvan komisyonu tarafından Adnan Şendur’a IM ünvanı verilirken o­naylanmış üç ayrı turnuvanın hakem raporlarını sitesinde yayınlamak. Bunu yapabilirse ki; öyle bir şeye hepimizin bildiği gibi imkan yok, bu insanlar hakkı ile IM olmuş olurlar. Çok ilginçtir ki benim röportajımdan sonra herşey mübahtır ilkesini senelerdir uygulayan kişiler bu olayların üzerine hiç gitmediler.

Yine iddialardan biri sizin sürekli olarak imtiyazlardan yararlandığınız. Bu konuda ne söylemek istersiniz?
Hiç bir imtiyazdan yararlanmadım. 1977- 2003 seneleri arasında gittiğim bütün turnuvalardan birkaçının masrafları çeşitli kurumlar tarafında sponsore edildi. Bunlara da birazdan değineceğim. Kaldı ki disiplin kuruluna TSF tarafından bilhassa 93-96 seneleri arasında çeşitli defalar yanlış beyanlarla gönderildim. Şimdi 1992 senesinin sonunda S.D. isimli şahsın değindiği belediye sponsorluğunu açmak istiyorum. Birincisi bu olay TSF tarafından değil. O devirde Hayri Özbilen’in Nurettin Sözen yönetiminde çalışan arkadaşları vasıtasıyla olmuştur. 93 senesinde askerlik ve master programım dolayısıyla zaten 6 ay bunu kullanmadım. Senenin son iki ayında sözü geçen yönetim seçin telaşına girmesiyle sponsorluğu kesti. Böylece birkaç turnuvaya gönderilmiş oldum. Faydalı olduğu doğrudur ama iddia edildiği gibi rakam 100 milyon değildir. Ayrıca bunlar olmasaydı da tabii ki GM oalcaktım ki o sırada bir GM normum da vardı. Bunun dışında 1997 ve 98 seneleri arasında TSF iki ya da üç seyahatimin uçak biletini ödedi.

“Türk insanının erdem ve değerleri yok. Bana göre son 20 yılda bu topraklarda yaşayan Türkler 1920’lerde yaşayan Türklerin devamı değil” sözünüz bayağı tepki topladı. Bu sözlerinizi biraz açar mısınız?
Son senelerde maalesef burada korkunç bir çöküş yaşanıyor. Artık “o hırsızdır ama bir şeyler de yapar, o­nu suçlamayalım” ilkesi başka bir deyişle başarıya giden yolda etik kuralları dışında bile olsa herşey yapılabilir “motto”su yerleşmiş durumda. Bu olay böyle olmasaydı, sosyo-ekonomik ve politik açıdan ülkemizin konumu bu olmazdı. Avrupa Birliği’ne girmiş olurduk, vize kuyruklarında beklemez, refah düzeyi çok normal olan bir ülke olurduk. Benim söylediğim şey fevkalede doğru. Satranç ortamı da bundan etkileniyor. Ülkeyi rezil eden insanlar yönetici, organizatör daha da korkuncu oyuncu olarak ön saflarda yer alıyorlar. Bir de benim hiç tolerans göstermediğim yalan ve asılsız beyanat ortalığı kaplamış durumda.

Bazıları Atalık sadece satranç oynadı, hep kendini düşündü başka bir şey yapmadı suçlamalarını getiriyor. Şüphesiz sizin seviyenizde bir oyuncu olabilmek Türk satrancı için en büyük hizmetlerden biri. Bununla beraber siz Türkiye’deki satrancın gelişmesi için hiç girişimde bulundunuz mu?
Bu röportajın başından belirttiğim gibi 1999 senesine kadar satranç ortamındaki bu pislikleri temizlemeye çalıştım. Ama Don Quiexotte‘un yel değirmenlerine saldırısı haline gelmeye başlayınca bunu bıraktım. Bundaki en büyük etken de kuruluşunda en fazla çalışmış kişilerden biri olduğum vakfın, yani devrin 8 milyarı ile kurup Cem Pekün ‘e teslim ettiğimiz kurumun bu hale gelmesiydi.

Arduman, Soylu ve İpek ile ilgili iddialarınız da tepki aldı. Arduman’ın Türk satrancını yönlendirdiğini iddia ediyorsunuz. Böyle bir şey mümkün olabilir mi?
Can Arduman
dünya rating listesinde 4500 ile 5000’inci sıralar arasında gidip gelen bir isim. Dolayısıyla ülkenin en iyi oyuncusu olmasına rağmen uluslararası alanda hiçbir kıymet ifade etmiyor. Diğer iki ismin dünya satrancındaki konumu o­ndan daha kötü. Bu kişiler zamanın TSF başkanı Emrehan Halıcı tarafından dünyada benzeri olmayan bir uygulamayla yönetime alındılar. 1996 Erivan Olimpiyatlarına gidecek takımın kadrosuna 2535 rating ve GM ünvanıma rağmen beni almayan TSF yönetiminin içindeydiler. Şimdi bunla ilgili bir suçlama gelince devamlı Can Arduman “Ben Türkiye Şampiyonu oldum ve diğerleri de Türkiye Şampiyonası’nda kalifiye oldular” diyor. Şimdi kendisinden 200 rating ve ünvan fazla olan bir kişiyi milli takıma almama günahlarını bu şekilde rasyonalize etmeye çalışıyorlar. Olayların devamı daha da ilginç olarak gelişti. Erivan‘da milli takım çok kötü bir netice alınca Emrehan Halıcı 1997 Pula Şampiyonası evvelsi benden kendisi ile hiç bir zaman konuşmadığım için araya aracılar koyarak oynamamı teklif etti. Bahsi geçen üç kişi de “Eğer GM Suat Atalık milli takımda yer alırsa biz ve takım kaptanı Bülent Pekand gitmeyeceğiz” diye blöf yaptılar. Blöfleri görülünce hep birlikte gittik. Ve benim 7’de 5.5 gibi çok yüksek bir yüzde yapıp birinci masalarda altın madalya almamın da sayesinde Avrupa Şampiyonası’nı takım olarak yüzde elli ile bitirdik. Bu olayın gerçek şekli budur. “Suat Atalık’ı çıkartmayı Emrehan Halıcı istedi, yok şu oldu, yok bu oldu” bütün bunlar mazaret. Şimdi bir örnek vereyim; düşünebiliyor musunuz ki ben GM Kurajica GM Bistric ve IM Dizdarevic Bosna Satranç Federasyonu’na ,girelim, bizden burada, şartlar tabii değişik olduğu için 50 rating fazla olan Predrag Nikolic’i federasyonun diğer üyeleriyle anlaşıp takıma almayalım. Bundan sonra da oturup gerekçe olarak  biraz evvelki örnekte olduğu gibi çok zayıf bir turnuva olan Bosna Şampiyonası’na Predrag katılmadı diyelim. Benim olayımda olduğu gibi bu olaya da bütün dünya güler.

Cem Pekün’ün bu haftaki yazısında iki eski Federasyon Başkanı’nın (Emrehan Halıcı, Kahraman Olgaç) ve TURSEV Başkanı Cem Pekün ile Sayın Sertaç Dalkıran’ın buluşmasından bahsedildi. Yazıdan öğrendiğimize göre Emrehan Halıcı, Sertaç Dalkıran ile ilgili anlaşmazlıklarının ve o­na karşı uygulanan engellemelerin yanlış bilgilendirme sonucu olduğunu belirtmiş. Sayın Pekün yine yazısında bu uzlaşmanın satrancı eski nezih günlerine götüreceğini söylemiş. Bu yazıdan anlaşılan önümüzdeki seçimler için yeni adayların yavaş yavaş ortaya çıktığı. Siz bu oluşuma ne diyorsunuz? Nezih günler yakında mı acaba?
Nezih günler ne zamanmış ki ! Emrehan Halıcı satrancı hiç bilmeyen bir insan ve bu olayı politik basamak olarak kullandı. Emrehan Halıcı ve Kahraman Olgaç zamanında 10 senede sadece 2-3 tane uluslararası turnuva yapıldı. Hiçbir rakip aday olmadan alınmış olan Olimpiyat da gerçekleştirilirken medyada konuyla ilgili hiçbir reklam yapılmayınca boşa gitti. Tabii bu arada bu yazıyı yazan aynı Cem Pekün’ün zamanındaki yazılarında da değindiği olimpiyat bütçesinin Emrehan Halıcı’nın Zeka Vakfı‘nda bloke edilip buradan organizasyona aktarılması gibi fevkalede korkunç bir olay var. Şimdi bu adamlar niye bir araya geliyor. Kiminin politik yıldızı sönmüş, kimi artık GSGM tesislerinde bedava kalamıyor, kimi turnuva düzenleyip paraları ödemediği bir ortam bulamıyor. Amaçları da TSF özerk olmaya giderken , son zamanlarda oyuncuların çok fazla organizasyon yapması sebebiyle sempati duyduğu yeni Başkan Ali Nihat Yazıcı’nın ayağını kaydırıp pastayı bölüşmek. Emrehan Halıcı’nın Sertaç Dalkıran hakkında yanlış bilgilendirilmesi de inanılmaz komik bir olay. 1991’den 2000 senesine kadar 10 sene hazret yanlış bilgilendirilmiş. 2003 senesinde birden bire vahiy yoluyla doğru bilgi gelmiş.

Röportaj için teşekkür ediyoruz. Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Ben dünya satrancında önemli bir konuma gelince yeteneksiz ve tembel oyuncuların, satrançla ilgisi olmayan ve kartvizit düşkünü yöneticilerin büyük kıskançlık ve hasetine maruz kaldım. Zamanında olan olayların açıklaması budur. Bu röportaja gelen tepkiler de camiada öne çıkan insanların ne durumda olduğunu gösteriyor. Bu Türkiye’de verdiğim son röportaj. Zaten senelerdir basına bile çok talep olmasına rağmen satranca gereken saygıyı göstermedikleri için röportaj vermiyordum. Yalnız bir kişinin hiçbir para ya da benzeri kazanç elde etmeden gerçek özveri ile (öyle S.D. nin iddia ettiği Kuşadası özverisi gibi değil) yarattığı www.satrancokulu.com’ a yardım etmek nasıl zamanında bazı şeyleri satranç toplumunda düzeltmeye çalıştıysam benim misyonlarından biriydi. S.D. ve diğer kişileri bugüne kadar ilk çıkan röportaj ile ilgili yazdığı düzeysiz yazıların burada cevaplamaya çalıştım. Bundan sonra bu gibi insanlar kamuoyunu yanıltıcı mahiyette daha ne gibi şeyler anlatırlar bilmiyorum, beni de ilgilendirmiyor. Zaten bulunduğum konum haliyle fevkalade bazı lükslerden uzak duran yaşantım var. Hiçbir şey ifade etmeyen insanlarla muhatab olmak istemiyorum. isimli kişinin yazdıklarının hepsi yalan ve kamuoyunu yanıltıcı mahiyette. Bu konu ile ilgili gerekenleri de yapacağım.

12.08.2003

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here