Go Oyununun Yapay Zeka Araştırmalarındaki Yeri

0
208
go game

Bilgisayar, tavla ve damada dünya şampiyonlarını yenince kimse pek aldırış etmedi, ama 1997’de Deep Blue’nun Dünya Satranç Şampiyonu Kasparov’u yenmesiyle sonuçlanan karşılasma büyük yankı uyandırdı, çünkü pek çok kişi satrançta şansın çok az olduğunu, bu yüzden oyunun bilgisayarın asla edinemeyecegi bir zeka anlayışı gerektirdiğini düşünüyordu. İnsanlık bilgisayara yenik mi düşüyordu acaba?

Pek sayılmaz. Bilgisayarin düşünce tarzı insanınki gibi değil. İnsanlar bir satranç maçında oynanabilir hamleyle saçma hamleyi kolaylikla ayırt edebilirken, bilgisayar dogru hamleyi bulmak için hemen hemen bütün olasılıkları deniyor. Bu da aslında pek zeka gerektiren bir şey degil!

Yapay zeka araştırmalari bu asamada devreye giriyor ve bilgisayari gelişmiş bir hesap makinesi olmaktan kurtarmaya calışıyor. Gelişmiş hesap makineleri satranç şampiyonlarını bile altedebildiklerine göre, yapay zekanin satranç programlari üzerinde kullanılmasına gerek yok. İyi de bilgisayarın bizi yenemeyeceği incelik gerektiren hiç mi oyun yok? Var tabi: Go..

1980’lerin sonunda bilgisayar programları Go oyununun kurallarini ögrenebilecek seviyeye ulaşti. (Kurallar zor olduğu için degil, aksine çok basit oluşu nedeniyle) Bu da 25 kyu seviyesi demek. Insanoğlunun 4 dakikada ulaşabilecegi bir seviye..

1998’de en iyi Go programi seçilen Handtalk, 3 kyu seviyesindedir. Bu da ortalamanin altında bir amatöre denk. (Düşünün, bir yıl önce dünya satranç şampiyonu bir bilgisayara yenilmişti) Şimdi hemen aklıniza şu soru gelebilir: “Eskiden beri bilgisayar programcılari satrançla ilgileniyor, programlar geliştiriyorlar. Go oyununu bilen kaç tane bilgisayar programcısı var ki iyi bir program yapılsın?” Bunun doğru olmadığını söylemek zorundayım, çünkü yaklaşık 20 seneden beri, herhangi bir profesyonel oyuncuyu yenebilecek bir bilgisayar programı için milyonlarca dolarlik ödüller bulunmakta! İnternetteki bilgisayar go sitelerine göz atacak olursanız, yüzlerce go programıyla karşılaşırsınız, ama programların çoğu yavaştır ve çok kötü oynarlar. (Ortalama 10-15 kyu)

Başka bir soru daha: “Önümüzdeki 15-20 yıl içinde bu programların gelişip, dünya sampiyonlarını yenebilecek hale gelmeyecegi ne malum?” Bu programlar elbette geliştirilecektir, ama bu hesap makinesi mantığıyla hareket edilirse, bizim torunlarımızın torunları bile bu ödüllerin kazanıldığını görmesi mümkün olmayacaktir. 

“Satranç için de aynı şeyler söyleniyordu zamanında. Milyonlarca olasılık olduğundan. Bunları ayırt etmenin olanaksizlığından…Go’nun da sonu böyle olmayacak mı?” Bu soruyu yanıtlamak için önce satranç ve go arasındaki bazı farklardan bahsedelim:

Öncelikle en büyük fark, oyun başında tahtanın durumundan ileri gelmekte. Satranç oyununda, oyun başında bütün taşlar tahta üzerindedir ve yerleri kurallara göre belirlenmiştir. Bu da bilgisayar programcılarının çok işine gelen bir özellik, çünkü düşünülmesi gereken iki ana nokta kalıyor oyunu programlarken: taşların değeri ve durum değeri. Durumlarına bakılmaksızın, satranç taşlarının değeri şöyle kabul edilir:

Vezir……..9 puan
Kale………4,5 puan
Fil…………3 puan
At…………2,5 – 3 puan
Piyon…….1 puan

Bunun dışında taşların en çok hareket yeteneıi kazanabileceıi hamleler tercih edilir (Örneğin açılışta ilk hamleyi Şah’ın önündeki piyonu iki kare ilerleterek yaparsanız hem vezirin hem de filin önünü açmış olursunuz).

Bu durum analizleri sayesinde son 500 yılda geliştirilen pek çok açılış sayesinde satranç karşılaşmaları her geçen gün daha da kalıplaşmaya başlamıştır. Ortalama 25 hamle süren bir satranç maçının ilk 5 hamlesi değişmez açılışlar, sonraki 5 – 6 hamle de bu açılışların devam yollarina göre oynanmakta, açılış ansiklopedisine uymayanlar (harikalar yaratmadıkça) oyunu kaybetmektedirler. Neredeyse oyunun yarısı önceden bellidir. Günümüzde profesyonellerin oyunlarina bakacak olursaniz, oyunlarin büyük bir çoğunluğunun beraberlikle sonuçlandigini görürsünüz. Açılışlarında en ufak bir hata yapmayan oyuncular, çok zekice bir hamle yapamayınca beraberliğe boyun eğiyorlar.

Go oyununda durum nasıl o zaman? Go’da oyun başında tahta boştur. Tutunacağınız bir dal yok gibidir oyun başında. Yeni keşfedilen bir adaya değişik yerlerden birlik çikaran bir ordu komutanısınız. Yalnız, aynı anda düşman kuvvetlerinin de adayı istila etmekte olduğunu unutmayın. o­nlardan daha geniş alanı kaparsanız kazanırsınız. Uzun yıllar denenmis, kuvvetliliği ölçülmüı hamleler olmasına rağmen bunlar sadece oyunun ilk 5 – 6 hamlesini etkiler. Oyunun ortalama 200 – 250 hamle olduğunu düşünürsek bunun pek önemli olmadığını görürüz. Bir oyuncu açılışların tümünü ezberlese bile bu o­na pek bir şey kazandırmaz. Belirli bir yerden sonra ezberleyen ezberlediğiyle kalır. Bu durum, elbette satranç için de geçerli ama oyunu bilmeyenin go’daki yenilgisi daha korkunç olur. Nitekim go programlari bu tip yenilgilere alışık! Go taşlarının belirli bir puan değeri yoktur, çünkü bütün taşlar aynı şekle sahiptir. Taşların değeri ancak tahtadaki yerlerine göre oluşur, ama pozisyonlara göre bunları bulmak oldukça zordur. Oyunu iyi bilen biri niye taşı şuraya degil de o­nun yanina oynadığını yeni başlayan birine kolay kolay açıklayamaz. Taşların tahta üzerindeki konumlarını gezegenlerin gökadalardaki konumlarina benzetebiliriz aslında. Az ya da çok hepsinin birbirine etkisi vardir. Yeni başlayan oyunculara oyunun nasıl geliştiği anlasılmaz gelebilir. Hamleleri yaparsınız ve bir anda ne olup bittigini anlamadan küçük bir alana hapsedildiğinizi anlarsınız. Tecrübe kazandikça oyunun gelişimini kontrol edebilecek hale gelirsiniz. Go’nun bir başka özelliği de savaşın yalnizca bir cephede değil pek çok cephede geçmesidir. Bilgisayarın kontrol edemediği şeylerden biri de hangi cepheye ne zaman önem vermesi gerektiği, hangisinin daha önemli olduğudur.

Peki bilgisayar go’da insanı yenemeyecek mi? Yenebilir tabi! Ama insan gibi düşünmek şartıyla! Bu da yapay zekanın gelişmesiyle ulaşılabilecek bir sonuç. Bilgisayar programcıları, go oyunu programlamayı yalnızca bir meydan okumaya karşılık vermek için değil, yapay zeka araştirmalarında önemli bir çığır açacak ilerlemelerin yolu olarak görmelidir.

Güney Çalışkan
Ocak 2001

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here